Search

Category

Fashion&Trends

Akıllı Ürün İnceleme: La Roche-Posay’den Giyilebilir UV Ölçen Bant, 🌞 My UV Patch 💙

IMG_5858

Nesnelerin İnterneti (IoT) sayesinde sağlık ve kozmetik sektöründe yaşanmakta olan heyecan verici Dijital Dönüşüm adeta bir devrim yaratıyor. Nesnelerin İnterneti’yle birlikte geleneksel sağlık hizmetleri artık mobil sağlık uygulamalarına, gerçek zamanlı hasta verilerine ve internet destekli uzaktan takip sistemlerine dayanan yeni bir dijital hizmet modeline doğru evrilirken,  kozmetik devi L’Oréal ise ilk olarak 2016 CES fuarında lanse ettiği, La Roche-Posay‘in güneşin zararları konusundaki kararlı çalışmaları sonucu geliştirdiği Dünya’nın ilk giyilebilir UV ölçen bandı UV Patch ile yine bir ilke imza atmıştı hatırlarsanız. Yeni nesil kozmetik dünyasına ışık tutan bu özel ürünü, geçen sene blogta 📌heycanla paylaşırken, bant bu yaz ülkemizde sahalara çıktı ve sonunda kendisini yakından deneyimleme şansım oldu. Bant nasıl aktif oluyor, UV ölçümünü nasıl paylaşıyor, özel uygulamasında hangi özellikler yer alıyor diye merak ediyorsanız, gelin birlikte detaylara geçelim.

IMG_4916

Güneşi seviyoruz. Yaz sezonun bitmiş olmasını henüz kabullenemediğimiz şu ılık Eylül ayında bile aklımızda yaz tatillerimizden kalan bol güneşli anılar, kumsallar, 🏖plajlar varken aslında iklimsel olarak ne kadar şanslı olduğumuzun farkındayız. Ama aynı zamanda da, bir o kadar da şanssız olduğumuzun farkında mıyız? Şanssızız, çünkü günümüzde cilt kanseri oranı giderek en yüksek seviyelerine ulaşmakta. İşte tam da bu konuda farkındalık sağlayan L’Oréal Teknoloji Geliştirme Merkezi’nin, Ipsos ile birlikte 23 farklı ülkede 20.000 kişinin katıldığı araştırması, güneşte zaman geçiren 10 kişiden 8’inin uygun önlemleri almadığını raporlamakta. İnovasyona yaptığı yatırımı, aynı zamanda çatısı altındaki markalarının ürün yelpazesine eklediği yenilikçi ürünlerle de taçlandıran L’Oréal, La Roche-Posay markası altında kullanıcılara sunduğu UV Patch ürünü ile tam olarak UV ışınlarına mağruz kalan cildi aktif olarak ölçebilen kalp şeklinde bir sensör. Vücuda kolayca yapıştırılan incecik, esnek ve mavinin çeşitli tonlarından oluşan bu akıllı ve bir o kadar da estetik bant, Apple Store ve Google Play’den kolayca indirebileceğiniz akıllı telefon uygulaması 📲“My UV Patch” aracılığıyla kullanılmakta.

IMG_4907

Güneşte kalma sürenize göre renk değiştiren 16 kareden oluşan 💙kalp şeklindeki bant oldukça esnek bir yapıya sahip. Işığa duyarlı, suya dayanıklı, ciltte yaklaşık 3 gün kalabilen ve derinin nefes almasını engellemeyen bir tür çıkartma olan UV Patch, güneşe mağruz kalma durumunuzu tespit ederek kendinizi zararlı ışınlardan daha iyi korumanıza ve güneşte daha güvende bronzlaşmanıza yardımcı olan son derece faydalı bir teknoloji. Ayrıca bandın üzerinde güneş kreminizi  rahatlıkla uygulayabiliyorsunuz.

IMG_4911

Başrolde uygulamanın avatarının yer aldığı bu eğlenceli deneyim, 👾”Oyunlaştırma” kurgusu sayesinde ise, kullanıcıyı yormadan öğretici uyarılarla tavsiyelerde bulunarak son derece keyifli bir güneşlenme yolculuğuna çıkartıyor. 4 adımda özetleyebileceğim bu yolculuğa ilk olarak 1) uygulamayı indirip, kendinize bir profil oluşturarak başlıyorsunuz. 2) Profili oluştururken yaş, cinsiyet gibi temel bilgilere ek, size özel tavsiyeleri en etkin şekilde alabilmek için ten renginiz ve cilt tipinizi de seçtikten sonra sıra size bu tavsiyeler verecek olan cilt habercisi avatar seçimine geliyor. Uygulama avatar seçiminde iki seçenek sunuyor. Helios veya Helia. Kendi seçimim Helia oldu😊.

IMG_5946

 3) Helia’nın bana düzenli güneşte kalma kadememe göre bilgi verip, güneşlenme ipuçları paylaşması içinse, elime yapıştırdığım UV Patch’imi cep telefonumun kamerası sayesinde, uygulama içi açılan kalp şeklindeki alana tarattım. 4)  Taratma işlemi tamamlanır tamamlanmaz ekranda arttırılmış gerçeklik sayesinde beliren Helia, bir anda elimin üzerinde dans ederek bana tavsiyeler sunmaya başladı.

IMG_6132

Helia, saat bazlı hatırlatmalarla 3 gün boyunca süren bu eğlenceli yolculukta, ben dakikalarca kıpırdamadan güneşlenmeyi tercih ederken👀, telefonuma gönderdiği “anlık iletilerle” bana hatırlatmalarda bulundu. Belli zaman aralıklarında UV Patch’imi uygulamaya taratmam gerektiğini, anlık iletilerle hatırlatırken, kendisine ara sıra gecikmeli döndüğümde ise tüm sabrıyla bana olası risk durumumu paylaştı ve gölgeye geçme önerileriyle beni sağlıklı bir şekilde güneşlenmeye teşvik etti🙏.

IMG_5910

 

Peki UV Patch nasıl çalışıyor derseniz, bant içindeki ışığa duyarlı boyalar UV ışınlarına maruz kalındığında yavaşça renk değiştiriyor. Bu renk değişimi, UV Patch’inizi uygulamaya taratığınız an, otomatik ölçülüp, saniyeler içinde kişiye özel UV miktarı uygulama içinde hesaplanıp kullanıcıyla paylaşılıyor. Uygulama, cilt tonunuzu göz önünde bulundurarak güneşte daha güvenli kalmayı teşvik edecek ipuçları ile güneşlenmenize eşlik ediyor. Uygulamanın diğer özellikleri arasında ise en yakın eczaneyi 📍bulma, güneş koruması hakkında tavsiyeler sunma ve cilt türünüze uygun ürünleri önerme gibi eklentiler de yer alıyor.

Siz de benim gibi ciddi bir “Güneş” tutkunuysanız, bu son derece akıllı ve bir o kadar da estetik bant ile beraberinde kullanılan mobil uygulama 📲My UV Patch’i mutlaka denemelisiniz. UV Patvch’e hemen sahip olabilmek ve deneyimlemek için buraya tıklayarak talep formu doldurmanız yeterli. Kullanımına yönelik paylaştıklarıma ek daha fazla detay almak isterseniz, videoyu da izleyebilirsiniz. Güneşiniz bol, UV Patch’iniz yanınızda olsun! 🌞💙🙋🏻

Advertisements

Dünya’nın 🌎 Yeni Ortak Dili Emoji 😎, Markaları Hedeflerine 🎯 Nasıl Uçuruyor?🚀

emoji-post

İngilizce out👎🏼, Emoji in👍🏼! Dünya artık tek bir ortak dil konuşuyor: Emoji. Özellikle mobil iletişim dünyasının gözdesi emojiler, gerek Twitter, Facebook, Instagram paylaşımlarımızda, gerekse Messenger, Whatsapp, Bip uygulamalarda mesajlaşırken 💬duygu ve düşüncelerimizi ifade etmek için kullandığımız semboller olarak hayatımızın vazgeçilmezi haline geldiler. Tarihçesine baktığımızda 90’lı yılların sonunda Japonya’da 🇯🇵 ortaya çıkan emojinin sözlük anlamı “resim harf”tir. Web ortamına 1998’te .gif uzantısıyla girmeye başlayan emojiler, dünyanın ilk grafikli yüz ifadeleri olarak tarihe geçtiler. Kısa sürede cep telefonlarına 📲da adapte olan bu küçük grafik adamların telif hakları Smiley şirketi tarafından lisanslıdır. Bir resmin bin kelimeye bedel olduğu, beynimizin görsel veriyi yazılı metinden 60 bin kat daha fazla işlediği günümüz iletişim çağında emojiler hemen her yerdeler ve oldukça eğlenceliler. 😎

2016 yılında Instagram özelinde yaklaşık 200 bin kullanıcı ve 6,2 milyon paylaşım üzerinden gerçekleşen bir araştırmaya göre 🔎 ya Instagram’daki yorumların ve altyazıların neredeyse yarısı emojilerden oluşmakta.

emoji_usage_2016

Tabii ki emoji dünyasında da bir sezonsallık mevcut. Bazı aylarda kullanım oranı yükselebiliyor. Mesela Aralık ayında günlük emoji kullanımlarına ek 🎃, 🎅🏼, 🎄 gibi emojiler de baskın olurken, yaz aylarında ise 🏝, ☀️, 👙, 🌊 ön planda olabiliyor. Ama 2016’nın en fazla kullanılan emojisi hangisi derseniz: 📸 tahtını kimselere kaptırmıyor! Burda fotoğraf tag’leri etkisi büyük tabi.

emoji_top10_2016

Emojiler hayatımızın bu kadar içine girince, elbette markalar da bu eğlenceli alışkanlığı fırsata 💫çevirmekte gecikmiyorlar. Evet emojilerin içeriklerin etkileşim oranlarını arttırmada sihirli bir gücü olduğu kesin. Diğer bir araştırmaya 🔎göre ise, emoji içeren marka içerik paylaşımlarının, içermeyenlere göre kullanıcılarla etkileşim oranları ciddi oranda daha fazla 💪🏼oluyor. Yani emojiler daha çok tıklanmış, yorumlanmış, paylaşılmış diyebiliriz.

emoticons_response_rate

Evet, markalar emojileri kullanmalılar ama asıl soru şu: 👀Markalar hangi strateji üzerinden, emojileri kullanıcılarla en etkin şekilde buluşturmalılar? Markalar emojiler aracılığıyla nasıl fark yaratırlar? Cevapları aşağıda 👇🏼 örmekleriyle özetlediğim, 4 farklı 🗝stratejide gizli. Markaların ihtiyaçları, bu 4 farklı stratejiden hangisiyle örtüşüyorsa, o modele uygun emoji uygulamaları geliştirmeliler. Detayları neler, gelin hep beraber inceleyelim.

1- Sosyal Sorumluluk  🤝
ge_emojiscienceGeneral Electric sosyal sorumluluk hedefi ile, özellikle Z kuşağına emoji dilinden bilimi anlatmaya karar verdi. GE ilk önce bilim adamı Bill Nye ile işbirliğine giderek, oluşturduğu emojiscience.com isimli mikro-sitesinde, karmaşık bilim kavramlarını emojilerle anlatan deney videoları yayınladı. Kullanıcılar, Twitter’da GE’nin #EmojiScience kampanyasına katıldıklarında veya 👻Snapchat’te bir emoji gönderdiklerinde deney videosu aldılar. Sosyal sorumluluğa katkı olarak diğer bir örnek ise, WWF’nin 2015 yılında emojiler üzerinden, nesli tehlike altındaki hayvanların korunması için tüm Dünya’nın dikkatini çektiği #EndangeredEmoji kampanyası. Kampanyaya özel hazırlanan web sayfasında, nesli tehlike altında 17 hayvana özel emoji’ler yer alıyor ve hangi emoji’nin hangi hayvanı temsil ettiği gösteriliyor. Kampanyaya katılmak için WWF’in tweetini retweet yaparak kayıt olunuyor. Ardından 17 hayvan emoji’sinden her birini bir ay boyunca tweetlerinizde kaç kere kullanırsanız, WWF yaklaşık 0,10 € değerinde yerel parayla çarparak size bir hesap çıkartıyor. İstenirse bu miktardan farklı bir miktar için de bağış yapılabiliyor.

 

2- Bağlılık Yaratma 💝

Starbucks geçtiğimiz yıl kullanıcılarına sunduğu emoji klavyesi üzerinden, müşterileriyle yeni bir bağ daha kurmayı başardı. Sosyal medyadaki popülerliğinin gitgide artmasını avantaja çevirerek, Android ve iOS cihazlarla uyumlu özel bir emoji klavyesi geliştirdi. starbucks_emojiStarbucks ürünlerinin yer aldığı emojilerden oluşan bu klavye ayrıca, WhatsApp, Messenger ve iMessage uygulamalarıyla da uyumlu. Üstelik Starbucks bunu bir adım öteye de taşıyarak, sadece emoji kullanımıyla sınırlı kapmayarak, bunu bir kampanyayla da bağladı ve Starbucks’ın kırmızı kahve bardaklarını Twitter’da paylaşan kullanıcılara 🎁e-gift kart çekilişine katılma imkanı da sağlamış oldu. Bağlılık yaratma konusunda diğer bir başarılı örnek ise L’Oréal’in kullanıcılarına özel geliştirdiği Beaumoji isimli emoji klavyesi. Aslında klavye, kapsamlı dijital inovasyon stratejisinin yalnızca küçük bir parçası. Bu stratejinin içerisinde 👻Snapchat filtreleri, Makeup Genius isimli sanal makyaj uygulaması ve ten sensörlü uygulama My UV Patch de var. Klavye içerisinde Urban Decay, Nyx, Giorgio Armani ve Essie 💅🏼gibi markalarla yaklaşık 130 emojisi bulunuyor. Klavye sayesinde trendlere ayak uyduran genç kullanıcılarla yakın bir bağ kurmayı amaçlan L’Oréal  güzellik trendlerinin görsellerini barındıran “It Girl”, yüz maskesi takmış ya da saçlarını boyatan 💆🏻karakterlerin olduğu “Pampered Life” ve marka ürünlerin bulunduğu “Iconic” isimli emoji grupları geliştirmiş.

beaumoji_loreal

3- Etkileşim Arttırma 📊

coca_cola_emojiCoca-Cola, Twitter’ın ilk krüresel partneri, ve bunun avantajıyla da, markaya özel tasarlanmış emojileri, Twitter üzerinden kullanıcılara sunmakta. Emojiler, birbiriyle tokuşturulan iki kola şişesinden oluşuyor. Kullanıcıların #ShareACoke hashtagh’iyle yaptıkları paylaşımlarda bu ikonik cam kola şişelerinin emojileri görünüyor. Böylece kullanıcıların paylaşımlarında marka etkileşimi sağlanmış oluyor. Marka etkileşimini emojiler aracılığı ile arttırmanın bir başka yolu ise Google tarafından sunuluyor. 2016 sonu, Google Haritalar servisiyle entegre çalışan chatbot, Twitter’da her hangi bir emoji ile Google’ı mention’ladığınızda o emojiyle ilintili en yakın fiziksel adres paylaşımını GIF‘le cevaplandırıyor. Aşağıdaki örnekten hamburger🍔 emojisi ile tanıttığı servisi inceleyebileceğiniz gibi, Google’ın bu servisi 200 farklı emoji ile de hazırlamış durumda.

google-burger-emoji-twitter-response

4- Satış Arttırma 💰

Markalar, neredeyse mobil cihazlarımıza 📲bağımlı yaşayan bize, yani müşterilerine, “gerçek zamanlı” iletişimlerle ulaşıp hem ihtiyaçları doğru zamanda cevaplayarak müşteri memnuniyetlerini arttırıyorlar, hem de yeni satış kanalları üzerinden ek ciro elde ediyor. burger_king_emoji_setBu kategoriye en başarılı örnek Burger King ve Dominos‘u gösterebiliriz. Burger King, yeni ürünü kızarmış tavukların lansman döneminde kullandığı #chickenfries emoji kampanyası ile ulaştığı hedef kitlesinin, emoji klavyesi ile özellikle sosyal meydada eğlenceli içerikler paylaşmasını sağlayarak satışlarını “dolaylı” bir yoldan arttırmış oldu. Diğer örnek ise tamamen “direk” satışa 🛒 yönelik: Dominos, ABD’de pizza siparişlerinin Twitter üzerinden bir emoji ile alarak Twitter üzerinden gönderilen paylaşımlarında pizza 🍕 emojisi ile Pizza tweetlerini Dominos veri tabanına işliyor ve size hemen geri dönüş yapıyor. #Easyorder hashtag’i altında Twitter sayfasına atılan direk mesajlar Dominos müşteri hizmetleri tarafından değerlendiriliyor. Easy Order müşterinin adresini buluyor ve hemen siparişi gönderiyor. Sistem Dominos’un AnyWhere mobil uygulaması üzerinden çalışmakta. Bu modeli fark yaratan başarılı bir “mobil ticaret” (m-commerce) örneği olarak da gösterebiliriz.

#CES2017’nin En Favori 7 Akıllısı

ces-2017

Bu yıl aynı zamanda 50. yaşını kutlayan ve 175.000’den fazla katılımcının, dünyanın önde gelen teknoloji şirketleri ile bir araya geldiği teknoloji fuarlarının en popülerlerinden olan Tüketici Elektroniği Fuarı CES 2017’de, yakın gelecekte hayatımızı yeniden şekillendirecek sürücüsüz otomobillerden, üç ekranlı bilgisayarlara kadar birçok akıllı ürün ve servis 5-8 Ocak tarihlerinde Las Vegas’ta tüm dünyaya tanıtıldı. Tüm yıl konuşacağımız ve teknolojiyi yeniden şekillendiren bu ürün ve servislerle ilgili size özel hazırladığım favori 7’liyi gelin yakından inceleyelim. 🙂

1-Kuri Kişisel Ev Robotu: Oldukça akıllı ve oldukça eğlenceli ev robotu Mayfield Robotics ürünü Kuri, yaklaşık 50 cm uzunluğunda ve 14 kg ağırlığında. Fotoğraf ve video çekebilen, yüzleri tanıyan ve evi izleyebilen dahili bir HD kameraya sahip etkileyici gözlere sahip Kuri’nin ayrıca uzaktan kumandaya izin veren bluetooth ve wi-fi bağlantısı ve Kuri’nin kullanıcılarıyla iletişim kurmasına izin verebilecek yüksek teknoloji bir mikrofon da bulunuyor. Ayrıca nesneleri algılayan sensörleri de olan Kuri pili ve şarj istasyonu ile birlikte çalışabiliyor.


2-Catspad Kedi Bakım Ünitesi: Kediler için bir akıllı bakım ünitesi olan Catspad, kedilerin insan müdahalesine ihtiyaç duymadan yaklaşık bir ay gibi bir süre boyunca taze kuru mama yemelerini ve temiz su içmelerini sağlayabiliyor. 1.7 kg kuru mama ve 8 litre su alabilen ünite, internete bağlanabiliyor ve mobil uygulaması üzerinden kontrol edilebiliyor. Catspad’in bir diğer dikkat çekici özelliği ise birden fazla kediye sahip olunması durumunda renklerine göre kedileri ayırt edebilmesi ve her bir kedi için ayrı profil tanımlanmasına da olanak sağlaması.

3-Sleep Number 360 Akıllı Yatak: Saatiniz, telefonunuz ya da benzeri bir cihaza gerek kalmadan, direkt yattığınız yatağın kendisini akıllı hale getiren uygulama, başta uyku olmak üzere tüm yatak verilerinizi telefonunuz üzerinden kontrol etmenizi sağlıyor, nasıl mı? Yatış pozisyonunuzu inceleyip kendini bunu göre ayarlıyor. Böylece yatak kaynaklı bel ağrılarının önüne geçiyor. Yatak aynı zamanda nefes alış verişinizi kontrol edip horlamaya başladığınız zaman yastık tarafını yükselterek soruna çözüm üretiyor.

4-Kérastase Hair Coach Akıllı Fırça: Withings ve L’Oréal ortaklığıyla üretilen akıllı fırça wi-fi bağlantısı ile saç fırçalama alışkanlıklarınızla ilgili bilgileri toplayarak saçınıza daha iyi bakım yapmanızı sağlamayı amaçlıyor. Aynı zamanda üzerinde bir mikrofon da olan ürün, saçınızı fırçalarken çıkan sesleri dinlerken 🙂 sensörler, jiroskop ve ivmeölçer yardımıyla analiz yapıp, saçın durumunu ve taranma şeklini değerlendirip, mobil uygulaması üzerinden kullanıcısına geri bildirim sunuyor. 2017’nin ortasında piyasaya sürülmesi beklenen bu akıllı fırça böylece size saçınızı yanlış tarayıp taramadığınızı söylüyor.

5-CowaRobot R1 Akıllı Valiz: Dünya’nın ilk robotik bavulu olma özelliğine sahip bu akıllı bavul, seyahatlerde kullanıcısının “bavulum nerede?” derdine son vermeyi amaçlıyor. Akıllı telefon ile kontrol edilebilen bu yetenekli bavulu diğer akıllı bavullardan ayıran en önemli özelliği ise, otonom özellikleri sayesinde verilen komutları birebir uygulayıp çevredeki nesne ve engellerin farkına vararak kullanıcısı başarıyla takip edebilmesi.

 

6-Razer Project Valerie & Project Ariana: Razer CES’te oyun severler için oldukça dikkat çekmeyi başaran iki projesini sergiledi. Bunlardan ilki Project Valeri: Dünya’nın ilk 3 ekranlı diz üstü bilgisayarı olma özelliği taşıyan cihaz 3 adet 17.3 inçlik 4K ekrana ve 11520 x 2160 piksellik görüntü kalitesine sahip. Diğer ürün ise Project Ariana: Bulunduğunuz mekanda, örneğin evinizin salonunda yüksek kalite bir oyun deneyimi yaşamak isteyenler için geliştirilmiş 4K kalitesinde bir projeksiyon aracı. Şimdilik sadece bir konsept olarak tanıtılsa da, Razer uygulamayı bu yıl içinde kadar gerçeğe dönüştürmeyi planlıyor. 🙂

7-Intel 360 derece Drone: Intel’in 5G ve sanal gerçeklik alanındaki inovasyonları, dünya ile etkileşimimizi değiştirirken, bu etkileyici sanal gerçeklik teknolojisiyle kendinizi bir anda futbol sahasının içinde bulabilir veya 360 Replay teknolojisiyle o futbol maçını her açıdan izleyebiliriz. Ve son olarak CES 2017’deki Intel basın konferansında ise, dünyada ilke kez “canlı” 360 derece sanal gerçeklik” deneyimi ile izleyicilere bağlantı sağladı. Böylece konferansa katılanlar 360 derecelik bir manzara eşliğinde Las Vegas’ta 2.000 dönümlük bir güneş enerjisi çiftliğinde neredeyse uçmak için hazırlandılar. Bu deneyimi canlı olamasa da, yaşamak isteyenleri aşağıdaki videoya malesef sadece desktop’tan bekliyorum. 🙂 İzlerken mouse’unuzu sağa-sola, yukarı-aşağı hareket ettirmeyi unutmayın!

intel_drone_360_live

Hikaye Anlatıcılığının Etkisi ve Formülü Nedir?

tezgahcilar_1

İlhamını bir tezgah arabasındaki dinamizmden alarak kendilerini aynı zamanda”yeni nesil eğitim atölyesi” olarak ta adlandırabileceğimiz Tezgahçılar‘ı, bir yılı aşkın zamandır takip ediyorum. Kişisel gelişimden, iş ağı kurmaya, nefes tekniklerinden, dramaya, sosyal medyadan, içerik üretimine kadar pek çok farklı alanda atölyeler düzenleyerek kısa zamanda büyük ilgi gören Tezgahçılar ile yolumuz en sonunda geçenlerde gerçekleşen “Barış Özcan ile Hikaye Anlatıcılığının 7 Sırrı” eğitiminde kesişti.

Kanalından hayata dair sanat-tasarım-teknoloji hikayelerini hayranlıkla takip ettiğim, aynı zamanda YouTube‘un dünya çapında seçtiği 12 değişim elçisinden biri olarak seçilen Barış Özcan: “insan hikaye anlatabilen bir canlıdır” diyerek başladığı eğitiminde, hikaye anlatıcılığı formülünün problem, çözüm ve hayalgücü arasında nasıl şekillendiğini aktardı. Ayrıca ne anlatırsanız anlatın, yüzünüze yansıyan en doğru ışıkla “gözlerdeki o parıltının” yansımasının önemini, adeta bir yemeğin gizli sosuymuşçasına dip not olarak eklemeden geçmedi. 🙂

baris_ozcan

Eğitime, insanlık tarihinde hikayelerin önemini, hikaye anlatmanın insana kattığı değerleri ve bu yeteneğin hayatımızdaki kritik rolünü anlatmaya hikaye anlatıcılığının temel taşlarından olan “ateş” kavramıyla devam etti. Düşünün ki insanlık tarihinde hep bir ateş etrafında hikayeler anlatılmış, yaşam şekillenmiş ve hatta bize de milyonlarca yıl sonrasına bile anı olarak kalmış mağara içi kazılmış imajlar figürler bulunuyor. O dönemde hikaye anlatımında toparlayıcı unsur ateşken belki de günümüzde bir kahve bile olabiliyor. Esas önemli olan, en az iki insanı birleştiren bir oluşum etrafında paylaşımı gerçekleştirmenin büyüsü ve gücü aslında.

the-storytellers-secret-3-keys-to-mastering-storytelling-to-win-hearts-and-minds-13-638

Bu arada günümüzde de hala ateşi kullanmıyor değiliz. 🙂 Eğitimden aklıma kazınan yaklaşımlardan; inovasyon ve girişim alanında içinde bulunduğumuz yüzyıla damgasını vuran ve aynı zamanda Virgin kurucusu olan Richard Branson’un bu tekniği hala koruduğu ve takım arkadaşlarıyla evindeki bir kamp ateşi etrafında hikaye anlatım sohbetleri düzenleyerek yeni fikirler ve iş modelleri geliştirdiğini, başarısının arkasındaki küçük detaylardan biri olarak öğrendiğim.

beyin_baris_ozcan

Peki ne oluyor da, beyin bu hikayeleri dinliyor? Beynimizde öne çıkan 3 alan ya da daha doğru bir anlatımla beynimizde tetiklenen 3 ana hormon bulunuyor. Hikaye anlatımında ise bu 3’ünü temsil eden 3 yaklaşım bulunuyor: Ethos, Pathos ve Logos. Latince kökenli bu 3 temel taşını, günlük dile çevirirken Etik-Duygu ve Mantık olarak aktarabilirken, bu 3’ünün hikaye anlatımında birbirleriyle nasıl bir etkileşimle yansıdıklarını ise, en iyi Harry Potter açıklamakta. 🙂

harry-potter_ethos
Evet, eğer biraz dikkat edersek, izlediğimiz her filmde veya dinlediğimiz her hikayede kahraman ana karakter olarak birleştirici etkisiyle bir güven kaynağı olarak hikaye ya da filmde başroldeyken, yardımcı karakterlerden mutlaka biri duygusal yönü ağır diğeri ise mantık savunucusu rolüyle karşımıza çıkarak hikaye ya da filmin o inişli çıkışlı sahnelerini, ruhuna heyecan katarak  bizi bir “yolculuğa” çıkarıyor ve hem kalbimize hem beynimize ulaşıp bizi o yolculukta A noktasından B noktasına götürüyor öyle değil mi?

Her yolculuk aslında bir değişim demek ve her yolculukta yeni hikayelerle yeni fikirler öğreniyoruz. Tezgahçılar sayesinde, keyifli ve bir o kadar da ufuk açıcı  bu eğitimin sonunda “fikirleri hikaye formunda anlatabilme becerisi belki de öğrenip öğrenebileceğimiz en önemli kabiliyettir” diye sunumunu tamamlayan Barış Özcan’ı takip etmek isterseniz buraya tıklayarak Youtube kanalına hemen abone olabilirsiniz. Hikaye anlatıcılığı üzerine bu kadar değinmişken, blog yazımı kendisinin “Yedi Yılda Bir” isimli TedX konuşmasıyla tamamlıyorum. Gözlerimizdeki ışık hep parıldasın! 🙂

 

 

#PokémonGo ile 4. Dijital Dalgaya Girdik!


pokemon-go-oyunu
Niantic Games
tarafından geliştirilen artırılmış gerçeklik uygulaması Pokémon Go, yayınlandıktan sonraki kısa sürede büyük bir viral başarı yakaladı. Pokémon Go, günlük 21 milyon aktif kullanıcı sayısıyla, Candy Crush Saga’nın 2013 yılında gerçekleştirdiği 20 milyon günlük aktif kullanıcı rekorunu geçti ve Amerika tarihinin en büyük oyunu oldu. Günlük aktif kullanıcı sayısı bakımından ise, şimdiden Tinder ve Twitter’ı geçtmiş durumda.

pokemon-go-640x540

Hikayesi aslında, Google’ın 2014’ün 1 Nisan şaka gününe özel Google Maps ve Pokémon’la sunduğu ve on sekiz milyondan fazla izlenme elde eden yayımlanan olarak yayımlanan viral videosu ile başladı. Nintendo‘nun 6 Temmuz’da Pokémon Go‘yu iOS ve Android platformundaki oyunculara açmasıyla, oyunculardan çok büyük ilgi gören oyun kısa sürede adeta bir çılgınlığa dönüştü diyebiliriz. Mobil uygulama analitik şirketi SensorTower verilerine göre ise, Pokémon Go’nun sadece iOS platformundan elde ettiği günlük gelir yaklaşık 1,6 milyon dolar. Peki neydi bu oyunu bu kadar tutku haline getiren? Yoksa artık artırılmış gerçeklik bizi sokak sokak elimizde cep telefonuyla koşturacak noktaya mı getirdi? 🙂 Cevabı evet. Artık Dijital Dönüşüm yolculuğumuzda Pokémon Go ile 4. dalga içindeyiz.

Digi-Capital-Platform-Waves

 

Dijital Dönüşüm yolculuğunda 4. dalga içinde artırılmış gerçeklik (AR), sanal gerçeklik (VR) ve karma (MR) gerçeklik ile gerçek dünya ile sanal dünya arasındaki çizgi yok oluyor. IMG_4077Aslında bu dalgaya bir süredir girmiştik, mesela en popüler artırılmış gerçeklik uygulamalarından Blippar ile pekçok marka blippable içerikler üretip kullanıcılarla eğlenceli bir dille kampanyalarını sunuyorlardı. Veya yakın zamandan bir örnek vermek gerekirse, Snapchat’in hepimizi esir alan yüz tanıma uygulamasıyla bizi farklı karakterlere bürümesi de yine bir artırılmış gerçekliktir. Mesela uygulama üzerindeyken, selfie çekermiş gibi ekrana bakıp bir anda kendinizi palmiyelerin altında bile  buluverebilirsiniz. 🙂

Evet biz Pokémon Go ile sokak sokak dolaşırken aslında lokasyon bazlı pek çok bilgimizi de uygulama üzerinden paylaşıyoruz. Bu bilgi paylaşımlarının her biri aslında markalar açısından o kadar kıymetli ki…Markaların ürünlerini, logolarını, bize özel mesajlarını tam da o en heyecanlı anda en etkin içerikle sunmalarının kıymetine paha biçilmeye yakında başlanacak! 🙂 Hatta arıtılmış gerçeklik ile o anda alışveriş bile yapabileceğiz. Özetle artık farklı bir boyut daha katıldı hayatımıza. Ama bu kadarı da olmaz demeyin. Bu 4. Dijital Dönüşüm dalgasında yer alan anlık iletişimler ve etkileşimlerin tek amacı aslında hayatımızı  havada ve karada bize özel içeriklerle, hayatımızı daha da kolaylaştırmak ve keyiflendirmek. Bu arada havada derken, Dronémon Go oynamak istersiniz belki? 🙂

 

Giyilebilir Teknolojilerle, İçilebilir Reklamlarla Hoşgeldin 4,5G!

connected_consumer_gps

Son günlerin en merak edilen konularından biri 4,5G’nin hayatımıza nasıl etki edeceği. Dünya’da 7 Milyar insan varken ve önümüzdeki 4 sene içinde ise yaklaşık 50 Milyar akıllı cihaz olması beklenirken, mevcut mobil internet hızının yaklaşık 10 katına sahip 4,5G’li yeni dünyayı aslında 3 ana başlıkta özetlemek mümkün:

  1. Daha geniş kapsama alanı
  2. Daha yüksek hız
  3. Gerçek zamanlı dediğimiz “kesintisiz” internet.

Durum böyle olunca, günlük yaşantımızda elimizden düşürmediğimiz akıllı telefonlarımız başta olmak üzere, tüm mobil cihazlarımız artık neredeyse hayatımızın birer “uzaktan kumandası” olacak diyebiliriz. 🙂 Peki bu uzaktan kumandalar tam olarak ne işe yarayacaklar?

Nesnelerin İnterneti kavramıyla ön plana çıkan sensör teknolojisi sayesinde, pek çok raporda yer alan 50 milyar cihaz bizle konuşmaya başlayacak. Mesela, bir akıllı eldiven düşünün ki, içindeki çipler sayesinde fabrikada voltaj ölçümünü anlık olarak raporlayabilecek. Ya da bir ayakkabı düşünün ki, içindeki çipler sayesinde ulaşmak istediğiniz lokasyona giderken eğer yolu şaşırırsanız sizi titreyerek uyacak ve yeni rotanızı cep telefonunuz aracılığıyla size sunacak.

smart_shoes_gps 

Aslında bu gibi bir uygulamayı her an yanımızdaki bir özel asistan gibi düşünebilirsiniz. Öyle bir asistan ki, sizi sizden daha proaktif düşünebilecek. Siz toplantıdayken eğer eve dönüş yolunuzda trafik yoğunluğu başladıysa sizi akıllı saatiniz üzerinden uyarabilecek veya özel bir rahatsızlığınız varsa kan basıncınıza paralel ilgili bulguları da size, sevdiklerinize veya doktorunuza anlık raporlayabilecek. Bu uygulamaları mevcut 3G’yle de gerçekleştirebilirken, 4,5G’yle daha hızlı ve daha kesintisiz iletişim sağlayabileceğiz.

Özetle, giderek daha akıllı ve daha kaliteli bir yaşam için gerekli tüm kurgu artık giyilebilir cihazlar ve cep telefonlarımız üzerinden bize sunulacak. Peki ya markalar açısından bu kurgu nasıl ele alınacak?

4,5G’nin hayatımıza girmesiyle artık o aradığımız en yakın restoranı, sağlığımızla ilgili merak ettiğimiz sorunun cevabını veya sosyal medyada beğendiğimiz paylaşımları çok daha hızlı bir şekilde bulabileceğiz. Ve giderek daha fazla video izleyeceğiz. 🙂

online_video_growth.gif

Medya tüketimine yönelik yapılan araştırmalarda özellikle önümüzdeki 2 yılda ciddi bir online video tüketimi analiz edilmekte. Sosyal medyanın en çok mobilden tüketildiği ve videoların büyük ölçüde mobil cihazlardan izlendiği medyada, mobil teknolojilerin payı giderek artacak. Geleneksel medya elbette yok olmayacak ama gelişen yeni nesil iletişim teknolojileri, gerçek zamanlı internet ve evrimleşen ekranlar sayesinde medya tüketim alışkanlıklarımız ciddi oranda etkilenecek. Bu etkileşimde başrolde ise, online ve offline dünyanın yakınsaması yer alacak.
online-sales-convergence

Durum böyle olunca fiziksel olarak çevremizde bulunan, günlük yaşamda sıkça kullandığımız nesneler ya da Tv, Radio gibi geleneksel medya kanalları mevcut internet hızının yaklaşık 10 katına yakın internet bağlantıları sayesinde mobil cihazlarla birlikte, bizi şaşırtacak ve etkileyecek müşteri deneyimleri sunacaklar. 🙂 Böylece iletişim kültürümüz de bu değişimden büyük ölçüde etkilenecek ve artık online ve offline mecraların bir arada müşterilere bütünsel servisler sunduğu, çok daha hızlı yeni medya araçlarıyla bilgi edinir ve paylaşabilir duruma geleceğiz. Bu yeni nesil 360 derece medya deneyimi özetleyen en iyi reklam kurgusu olarak Coca Cola’dan Coke Zero İçilebilir Reklam ve giyilebilir teknolojilerin sağlık alanında ne gibi katkılar sağlayabileceğini sunan Apple ResearchKit videolarını özellikle paylaşmak isterim.

Giyilebilir teknolojiler ve içilebilir reklamlarla, hoşgeldin yeni nesil internet, hoşgeldin 4,5G ! 🙂

And the social Oscars goes to…Leonardo!

leos-red-carpet-rampage-leonardo-dicaprio-video-game-oscars-5

Hollywood’un efsane aktörleri arasına şimdiden adını kazıyan Leonardo Di Caprio, bugüne kadar pek çok unutulmaz filmde ve birbirinden başarılı rollerde karşımıza çıkmasına rağmen yıllardır Oscar‘ı elde edememiş durumda. Oyunculuk kariyerinin başından bu yana defalarca Oscar’a aday olmasına rağmen, hep son anda ödülü rakiplerine kaptıran Leonardo, aslında Oscar’ın dışında neredeyse bütün ödül törenlerinden onlarca ödülle dönmeyi başarıyor. leonardo_social_1

Durum böyle olunca, ünlü oyuncunun Oscar özelindeki bu şanssızlığı dijital dünyada özellikle sosyal medyada esprili bir şekilde ele alınırken son olarak adına bir oyun geliştirildi. 🙂

The Revenant (Diriliş) filmi ile Oscar’a aday. Başta hayranları olmak üzere sinema dünyasından birçok otorite “bu sefer olacak” görüşünde olsa da, oyun dünyasının güçlü isimlerinden The Line onlarla aynı fikirde değil. The Line, geliştirdikleri Leo’s Red Carpet Rampage adlı retro tadındaki tarayıcı oyunları ile, esprili bir şekilde Oscar’a giden yolda Leo’ya karşılaştığı engelleri aşma fırsatı sunuyor.

leonardo_1

Oyunda; Leo’dan kaçan Oscar kovalanırken ara sıra muhabirlerle, ara sıra da Oscar’a aday diğer rakiplerle mücadele ediliyor. 🙂 Oyunun en eğlenceli yanı ise Golden Globe töreninde Leo’nun kolunu dürtmesi ile gündeme gelen Lady Gaga ve Titanic’in katili “Buz Dağı” ile karşı karşıya gelinmesi diyebilirim. Peki sosyal medyada oldukça popüler olan bu oyun, Leo’nun Oscar kaderini değiştirebilecek güçte mi, gecenin sonunda hep beraber göreceğiz.

leonardo-under-a-spotlight

Leo’s Red Carpet Rampage, uykusuz Oscar gecesinde heyecan doruktayken, oynanabilecek en iyi, en keyifli oyunlardan. Siz de bu keyfe ortak olmak ve Oscar’ı Leo’nun elinde görmek isterseniz buradan oyuna ulaşabilirsiniz. Veya öncesinde, Leo’nun kariyerindeki Oscar serüvenine bir göz gezdirmek isterseniz ise videoyu izleyebilirsiniz.

 

 

Moda ve Kozmetik Dünyasında “Akıllı” Trendler

Dünyanın en büyük teknoloji fuarı olan ve aynı zamanda bir teknoloji karnavalı olarak ifade edilen Consumer Electronics Show (CES) 2016 sona erdi. CES 2016’da bu yıl 3 binden fazla irili ufaklı şirket ve tüketicilerin dikkatini çekmek için geliştirdikleri yeni ürünleri stantlarında sergilerken aynı zamanda akıllı otomobillerden dijital evlere, nesnelerin interneti ve insansız hava araçlarına kadar pek çok yıkıcı teknolojileri de ( Disruptive Technologies ) sunarak, yeni nesil teknolojilerde yaşanacak yeniliklerin ipuçlarını da verdi diyebiliriz. Yeni ürünlerin arasında günlük hayatı kolaylaştıran modeller de yer alırken, özellikle moda ve kozmetik sektörünün geleceğine ciddi anlamda yön verecek özel cihazlar da teknoloji tutkunlarıyla buluştular. Bu yeni nesil ürünlere aslında cihaz demek pek te kolay olmuyor. 🙂 Neden mi? Hep beraber inceleyelim.

samsung_wearables_humanfit_ces2016

İlk olarak Samsung’u ele alalım. Giyilebilir teknolojilerde Samsung bu yıl CES 2016’da pek çok farklı ürününü tanıttı. Özellikle NFC teknolojisini içinde sakladığı akıllı takım elbise modelleri, güneş enerjisiyle şarj olan çantaları ve günlük aktiviteleri ölçüp kullanıcılarına sağlıklı yaşam tavsiyeleri sunan akıllı kemerleri oldukça ilgi çekti.

Sağlıklı yaşamdan bahsetmişken, kozmetik sektörü devi L’Oréal ise, “Çok Güneşte Kalınca Uyarı Veren Cilt Bandı” ile bu sene giyilebilir teknolojiler alanına giriş yaptı. Ürün, saat veya herhangi bir tür takı değil. İrlandalı mühendislik firması olan PCH ile birlikte geliştirilen band, vücuda yapıştırılıyor ve UV ışınına maruz kalma oranını ölçüyor. 

loreal_wearables_my_uv_patch_ces2016

Adı “My UV Patch” olan band, 2,5 cm. çapı ile oldukça küçük esneyen bir sensör. Işına maruz kalan bölgeye 5 güne kadar yapıştırılabiliyor. Akıllı telefonunuzu sensör ile eşleştirdiğinizde, UV ışınına ne kadar maruz kaldığı gözlemlenebiliniyor. Böylece güneş altında özellikle çocukların ne kadar süre kalmaları gerektiğine yönelik oldukça etkin bir ürün olarak, sağlık alanında ailelerin önemli bir ihtiyacına cevap olabileceği de söylenebilir. Konu güzellik olunca, ölçülebilirlik te bu alanda teknolojiyle fark yaratan bir hal aldı artık. Swarovski de, bu alana öncülük etmeye devam ediyor. Geçen seneden bu yana akıllı aksesuar çalışmalarına hız kesmeden devam eden marka, hem Huawei hem de Misfit Shine ile bir işbirliğine girerek farklı temalardaki yeni nesil akıllı aksesuarlarını bu yıl fuarda teknoloji ve moda tutkunlarına sergiledi.

swarovski_activity_tracking_jewelerry_ces2016

Fuarda sağlıklı yaşam ve günlük aktiviteler alanında fark yaratan bir diğer marka da ünlü spor giyim firması New Balance oldu. Intel ile akıllı saat hazırladıklarını bildiren New Balance ayrıca Mayıs 2016’da Intel‘in RealSense teknolojisini kullanarak geliştirdiği ayakkabısını da satışa sunacaklarını paylaştı.Ayakkabının ilk satışa çıkacağı mağaza ise Boston’da bulunacakmış. Bu özel koşu ayakkabısı ve akıllı saat ile kullanıcılar spor esnasındaki performanslarının tüm detaylarına ulaşabilecekler. Android Wear tabanlı olacak olan akıllı saatin ise gelecek Kasım 2016’da satışa sunulması bekleniyor.

intel_wearables_newbalance_ces2016

Intel’in giyilebilir teknolojiler alanında yaptığı yatırımlarından bir diğeri ise Daqri‘nin yeni nesil sanal gerçeklik kaskı. İki firmanın da kendi alanlarında yıllardır yaptığı çalışmaların sonucunda; Daqri’nin geliştirdiği tracking (obje takip) sistemi ile Intel Real Sense teknolojisi birleşince bu kask için şu an piyasadaki tam anlamıyla profesyonel kullanımda en güçlü teknoloji diyebiliriz. Intel tarafından geliştirilen “perceptual computing” desteği ile sahada kullanılmaya başlandığında hızlı bir şekilde süreçleri öğrenip, kendini geliştirmeye başlayacak bir sisteme sahip olan kask giyilebilir teknolojiler alanında ciddi anlamda rakiplerine göre fark yaratacağa benziyor.

Detaylarını aşağıdaki videodan da izleyebileceğiniz bu akıllı kask, şimdilik sadece saha kullanımlarına özel tasarlanmış durumda olsa da, bireysel kullanıma sunulduğunda bu kaskla kayak yapmak şu an hayallerimden biri diyebilirim! 🙂

2016 Dijital Pazarlama Trendleri

digital_marketing_trends_2016

2016’ya henüz girmişken, dijital dünyada bu yıl nelerle karşılaşacağımızın heyecanını yaşamaya başladık. Bu yıl her geçen gün daha da popüler hale gelen video içeriklerle daha sık karşılaşacağımız, nesnelerin interneti ve sanal gerçeklik uygulamalarının yükselişe geçeceği, mobil uygulamaların artık internet sitelerinin yerini almaya başlayacağı, giyilebilir teknolojilerin günlük yaşantımıza entegre olacağı ve kişiselleştirmenin giderek önem kazanacağı bir 2016 bizi bekliyor, şimdiden söylemesi.

Pazarlamayı ve özellikle dijital pazarlamayı etkisi altına alacak bu trendler, Borenstein Group tarafından paylaşılmış aşağıdaki 10 maddelik infografiği ayrıca not almanızı önerirken, dijital dünyada bu yılın inovasyon ve yeniliklerle dolu bir yıl olmasını diliyorum! 🙂

1)”Facebook Video” Youtube’dan hemen sonra Yeni Kral olarak yükselişi sürdürecek.

2)Video içeriklerde ilk 5 saniyede ilgiyi çekemeyen kaybedecek.

3)Pazarlama otomasyon araçları müşteri deneyimini giderek iyileştirecek.

4)Paylaşım ekonomisinin nimetlerinden bu yıl da keyifle faydalanacağız.

5)Bilgi güvenliğine özen gösteren platformlar önem kazanarak yükselişe geçecek.

6)B2B’deki dijital deneyim, B2C’deki mükemmelliği aratmayacak hale gelecek.

7)Robotik sistemler, akıllı nesneler pazarlamaya büyük destek sağlayacak.

8)Marka değerinde artık söz anketlerin değil, gerçek zamanlı algoritmaların.

9)Ürün ve hizmet incelemelerinde özgün değerlendirmelerin önemi artacak.

DigitalMarketingTrendsInfographic

Blog at WordPress.com.

Up ↑

%d bloggers like this: