Search

Category

Music

“Lose Yourself In The Smart Music, Smart World” Yeni Nesil Müzik Endüstrisi

Sony’nin Walkman ile başlattığı taşınabilir müzik devriminden sonra, Apple, iPod’un lansmanı ile tam 13 sene önce dünya müzik endüstrisinde bambaşka bir döneme geçmemizi sağlamıştı. Binlerce şarkıyı cebimizde taşıma imkanı sunan iPod’un başarısı, aynı zamanda Apple’ın iTunes ile mobil sektördeki hakimiyeti için de itici bir güç olmuştu. google_youtube.03Youtube’un 2006 yılında Google tarafından satın alınmasından sonra ise, online müzik ve video aktarım teknolojisi ve gelişen internet bağlantı hızıyla birlikte online müzik dinleme ve video seyretme oranları her geçen saniye artmaya devam etmekte.

bii-sai-cotd-household-cell-spending-2Online müzik uygulamalarının hızla yükselen trendi, mobil internet sağlayıcılarını da sevindirirken şimdilerde ise Shazam’ın dünya müzik endüstrisinde 10%’luk bir paya sahip. Akıllı müzik ürün ve servislerine tüketici elektroniği pazarından baktığımızda ise, Nesnelerin İnterneti ile hayatımızın her alanında var olan ve giderek daha da akıllılaşan cihazlarımızın bizi müziksiz bırakmadığını görüyoruz. 🙂

ifa2014_lg_1

Evet evimizde mutfaktan salona geçerken veya evden çıkıp arabamıza bindiğimizde fonda dinlemekten bıkmadığımız o en sevdiğimiz parçayla güne devam etmenin keyfi bambaşka… Bu alanda LG’nin Smart Hi-Fi Audio sistemi yeni nesil akıllı müzik ürünlerinin son ve en keyifli örneklerinden. Diğer yandan akıllı müzik uygulamalarının da teknoloji markalarıyla özel işbirliklerine girdiklerini gözlemiyoruz: Philips’in Spotify ile her odada müzik keyfi sunan servisi ise mobil müzik keyfini evin her alanında yaşatan en iyi kurgulardan.

ifa2014_philips_1

Bir zamanlar Walkman ile taşınabilir müzik teknolojisiyle bizi büyüleyen Sony de, yeni nesil müzik uygulamalarından geri kalmayarak ev içi akıllı müzik performans sistemiyle karşımıza çıkıp, son teknolojilerini kulaklarımıza sunuyor.

ifa2014_sony_1

Müzik hayatta motivasyon kaynağımız olmaya devam ederken, gelişen teknolojilerle birlikte müziğin sadece ruhumuza ulaşma şekli değişiyor. Artık istediğimiz her yerde, en pratik ve en uygun maliyetlerle ruhumuzu beslemek mümkünken dünya müzik endüstrisinde ise yeni iş modelleri ve yeni pazarlama uygulamaları oluşuyor. Özetle tüm dünya, biz daha iyi müzik dinleyebilelim diye var gücüyle çalışıyor! 🙂

Yeni nesil müzik endüstrisinin hayatımıza kattığı değerlerle ilgiliyseniz, Beats’in Sound Symposium‘unu dinlemenizi öneririm. Ama öncesinde Shazam sayesinde keşfettiğim Ed Sheeren’dan en favori parçamı bir de Beats Sounds eşliğinde dinleyin olur mu?

Advertisements

Fransız Esintisiyle 70’ler Nostaljisi

“Haykıracak nefesim kalmasa bile, ellerim uzanır olduğun yere” diye diye kulaklarımıza bu efsane parçayı kazıyan Ajda Pekkan, 70’li yılların tam ortasında, günümüz teknolojisinden epey uzak bir altyapıyla ama son derece mükemmel bir sound’la hayranlarına ulaşıyordu. Aslında çoğu zaman, o döneme ait parçaların etkisinin bambaşka ve yeri doldurulamaz olduğundan yakınır durur, günümüzde dinlediğimiz şarkılarda aynı tadı yakalamaya çabalarız. Peki neydi bu 70’li yılların Türkçe nostalji parçalarını bizde farklı kılan? blog1

Dijital dünyadan uzak, son derece “duygu-yoğun” bir dönemde kağıda, kaleme, notaya dökülen bu parçaları şimdi tek dokunuşla dinleyebilmenin ( hatta izleyebilmenin ) dayanılmaz hafifliği bir yana 🙂 aslında birçoğu francophone esintilerle ruhumuza işlemiş durumdalar. O dönemlerde müzikal anlamda Fransa ile aramızda karşılıklı bir etkileşim olduğu kesin, acaba kimler kimlerden esinlenmiş bilinmez ama her bir dinleyişte ayrı bir tat alıp, bir yandan da “neydi bu şarkının adı” diye arar meraklanırız. Hatta işi biraz abartıp, Shazam ya da Google’a danışıp, o an parçanın keyfini çıkartmak yerine sözlerini veya ismini bulmaya odaklanırız.

Evet francophone ruhum bir yana 🙂 benim gibi siz de bu tarza ilgiliyseniz, bu yazıyı takibe alın derim. Arada listeye yeni eklemelerim de olacak, şimdiden söylemesi…

İnternetten Radyo Yayını İçin…

İnternet üzerinden radyo yayını yapmak artık çok kolay bir hale gelmiş durumda. Peki nasıl? Bir önceki yazımda size Caster.fm‘den bahsetmiştim. Caster.fm web üzerinden yayın yapmamızı sağlayan bir radyo platformu. Hem ücretsiz hem de sınırsız yayın süresi hizmeti sunuyor. Yayın kalitesi 64 kbp -128 kbp olabiliyor, yani Windows kullanıyorsanız yeterli bir sürüm. Eğer OS X kullanıyorsanız, Burak Bayburtlu‘nun konuyla ilgili yazısını tavsiye ederim. Windows kullananlar içinse, kurulumla ilgili detayları aşağıda dört maddede özetlemeye çalıştım:

1. WinAmp yükleyin www.winamp.com

2. Edcast plugin ekleyin

Edcast plugin’i bu linkten indirebilirsiniz:

http://www.eliradios.com/edcast_winamp_3.1.21.exe

Lisansı onayladıktan sonra kurulumu başlatın, LAME encoder dll’i mutlaka seçin ve ilerleyin.

OK’ye tıkladıktan sonra aşağıdaki seçeneği yes olarak seçin, Rarewares sitesine yönlendirileceksiniz, burda LAME Bundles’ı seçerek bilgisayarınıza yükleyebilirsiniz. http://www.rarewares.org/mp3.php

Lame Bundles’ı Zip dosyası olarak yükledikten sonra  dosyayı açtığınızda bir sürü dosya ve ismi “lame_enc.dll” olan bir dosya görmeniz gerekiyor. İşte sadece bu “lame_enc.dll” dosyasını kopyalayıp, Winamp’ı yüklemiş olduğunuz dosyaya yapıştırmanız gerekiyor.

Özetle bilgisayarınızdaki Winamp dosyayı altında hem edcast plugin hem de lame.endc.dll dosyası kayıtlı olmalı. (C: > Program Files > Winamp)

Edcast yükleme kutusunda yukardaki işlemleri tamamlandıktan sonra kapat’a tıklayın.

3. Edcast’i tanımlama ve Icecast sunucusu

Şimdi sıra Edcast’i Winamp’ta tanımlamada. Winamp’ı açıp, Options/Preferences’ı tıklayıp Plug-ins’ten DSP/Effect’e tıklayıp, dsp_edcast_dll’i seçmeniz gerekiyor.


Edcast’i yukardaki gibi seçtikten sonra yeni bir pop-up ekran açılacak.

Bu ekranda Add Encoder’a tıklayıp, ardından eklenen yeni encoder satırına sağ tıklayıp, tanımlama (configuration) seçeneğine tıklayın.

Ekranda Encoder Type seşenekleri aradında ( Ogg/Vorbis, Acc…). MP3 Lame’yi seçmeniz gerekiyor. Diğer seçeneklerde ise 64 kbp veya 128 kbp, caster.fm’in size sunduğu sabit IP, şifre ve port numarası, /listen.mp3 ve Icacast2 sunucusunu seçmeniz yeterli. YP ayarlarında ise radyonuzun dinleyicileriniz tarafından görülebilecek bilgileriyle ilgili alanları doldurabilirsiniz. Tüm bu işlemler tamamlandıktan sonra OK’ye tıklayın.

4. Broadcast Testi

Winamp’ı açıyoruz. Yapılan düzenlemelerin aktifleşmesi için, Winamp’ınız bir süredir açıksa kapatıp tekrar açın. Test için playlistinizden sadece bir parça seçmeniz yeterli. Seçtiğiniz parçaya sağ tıklayın ve “Enqueue”‘ye tıklayın, parça yayın için hazır bile. Eş zamanlı olarak Options/Preferences’ın altından az önce tanımlamasını yaptığınız Edcast ekranını da açın ve connection’a tıklayın.

Son olarak Icecast sunucunuzun bağlı olduğundan emin olun ve ses düzenlemelerine dikkat edin mağlum, yayın sırasında konuşacağınız anlar ya da duyulmamasını isteyeceğiniz sesler olabilir. 🙂

Aşağıda tüm bu işlemleri özetleyen bir de videomuz var. Şimdiden iyi yayınlar!

İnternetten Radyo Yayını Yapıyoruz!

Özellikle 90’lı yıllarda, özel radyoların en popüler zamanında birçoğumuzun içinden radyo programı sunmak geçmiştir. Zamanla o en sevdiğimiz single’lardan zevkimize özel doldurduğumuz CD’ler, #Icq’da bilgisayarımızda o an çalan parçayı arkadaş listemizle paylaştığımız günler artık yerini Facebook Share butonuna biraktı. Ama artık kişisel radyo programımızı web üzerinden yapmak çok kolay. Bu konuda size Caster.fm‘i önerebilirim.

Caster.fm bir radyo yayın platformu, ücretsiz ve üstelik sınırsız canlı yayın süresi gibi bir özelliği var. Bu platformu ilk kez Sosyal Medya Tv programında Serdar Kuzuloğlu‘ndan duymuştum, kendisine bu arada ayrıca teşekkür ederim. 🙂

Kurulumla ilgili detaylı adımlar için buraya tıklayabilirsiniz, süreci dört maddede özetlemeye çalıştım.

Benimkisi hazır, artık size http://ceylan.caster.fm/ üzerinden “AroundTheC” ile  belli aralıklarda R&B ve Soul’a damgasını vurmuş parçaları ve en yeni hitleri paylaşacağım. Ayrıca sosyal medya hesaplarım üzerinden istek parça veya yorumlarınızı da değerlendirebileceğim.

Özellikle R&B ve Soul severler, Podcast’leri bekleyiniz! 🙂

JLO On The Floor!!!

Jennifer Aniston birkaç gün önce yayınladığı Smartwater isimli viral videosundan sonra, bir diğer Jennifer’dan ilham alsa iyi olur 🙂 Jennifer Lopez yine yapacağını yaptı. 7 yıl aradan sonra çıkardığı bu son hitiyle eski popülaritesini yakalamayı başardı. Melodisi hiç te yabancı değil, 90′ların en ünlü şarkılarından “Lambada”dan sample kullanarak üretilen “On The Floor” müzik listelerinin üst sıralarda yerini aldı bile. Pitbull vokalleriyle renklenen bu yeni parçasının video klibinde ise markalar usulca yerlerini almışlar.

Viral efekti dalga dagla yayılan video klibin başında clubber JLO BWM’den inip, Swarovski küpelerini bir güzel takar (Küpeler bu arada 2011 must have’lerimden!) ve Crown Royal kadehini doldurup dansa başlar… Kıpır kıpır sound’uyla “On The Floor”  tüm dünyada müzik listelerini altüst etmeyi başardı. Youtube’ta yayınlandığı ilk günden bugüne kadar tam 1 haftada 26 milyondan fazla izlenmiş durumda. E tabi sponsorların da katkısını unutmayalım 🙂 Akıllıca kurgulanmış, JLO kokan markalarla paketlenmiş bir prodüksiyon.

Eminem lüksü sever mi?

Superbowl 2011 reklamlarında Chrysler’ın yeni sedanı 200′ün ve markanın yeni sloganının Eminem’in yer aldığı reklam filmi yayınlanmıştı. İşte bu film,  geçtiğimiz hafta içinde açıklanan Ted’s Ads Worth Spreading’te ilk 10’a girmeyi başardı.

Bu reklam filmi aynı zamanda Amerikan otomobil pazarlamasında Detroit’i bir slogana taşıyan ilk reklam filmi olma özelliğini de taşımakta. Kurguda özellikle kahramanlık, sertlik ve araba arasındaki bağlantı ön plana çıkmakta.

Araba şehirde 2 dakikalık bir tur atarken giriş cümlesi olarak kışkırtıcı bir soru seçilmiş: Sana bir sorum var: Bu şehir lüksten ne anlar? Sonra Eminem’in Chrysler 300’ü kullandığını görüyoruz ve ikinci soru geliyor: Nasıl olurda geçmişte cehenneme dönüşmüş bir şehir, şimdi en şık şeylere sahip olabilir? 

Reklam, Eminem’in tiyatro salonuna giderek koronun onun şarkısını söylerken bulmasıyla bitiyor. Eminem her zamanki haliyle, meydan okurcasına kameraya dönüyor: Burası motorların şehri ve biz bunları yapıyoruz! diyor 🙂

Henüz izlememiş olanlar, buyrun aşağıdan tıklayınız…

Bunun adı “Rihanna Effect” ;)

İzle, Dinle,MıRıldan…

Sonra bi daha İzLe,DinLe,MırıLdan…

Sonra biraz Kıpırdan! 🙂

Bu aralar bu etki peşimi bırakmıyor, bırakmasın da zaten…

Haydi yine, just play again!

OOoo Naa naa What’s my name?!

Coca Cola’yı dinledin mi?

Dünya devi Coca Cola niye reklam yapar?  Dünyanın en değerli markası olarak Coca Cola yüz milyonlarca doları sadece reklam harcamasına ayırmakla kalmıyor, bir o kadar rakamı da çeşitli sponsorluklara, eventlere ayırıyor. Bunlarla da yetinmiyor; PR, saha çalışmaları, sosyal sorumluluk kampanyaları ve yeni yapılabilecek ne varsa hepsini marka iletişimini sağlamak için yapıyor.

Gerçekten bu kadar çok tüketilen, bu kadar çok bilinen, dünyanın en değerli markası reklam yapmaya devam ediyor. Üstelik sadece reklam yapmakla da yetinmiyor, kurumsal sosyal sorumluluk mesajları içeren iletişim stratejisiyle marka değerini kat kat arttırıyor, adeta hayatın içine işliyor. 1oo yılı aşkın bir süredir neredeyse dünyanın her köşesinde şişesinden pazarlama tekniklerine, küresel reklamlarından yerellerine kadar ilgiyle izleniyor, daha doğrusu ‘Şimdi bakalım ne yapacaklar?’ diye bekliyor Coca Cola.

İşe bunun son örneği, yeni viral videosuyla Coca Cola 2010 gözlükleriyle dünyamızın durumunu usulca analiz edip, çocukların sesiyle 2011’de bizi mutluluğa, daha iyi bir dünyaya davet ediyor. Video bittikten sonra kendimi melodiyi mırıldanırken buldum, tebrikler Coca Cola!

İşe Alım Reklamı?

Leo Burnett Budapeşte yeni yeteneklerini işte bu video ile arıyor:)

Başarılı bir viral çalışma örneği. Ve bu zamana kadar gördüğüm en yaratıcı iş ilanı diyebilirim.

Blog at WordPress.com.

Up ↑

%d bloggers like this: