Search

Category

Tech&Internet

Geleceğin Anahtarı Blok Zinciri (BlockChain) Nedir, Nasıl Çalışır?

blockchain_bitcoin

İçinde bulunduğumuz Dijital Dönüşüm döneminde birçok alışkanlığımız giderek değişiyor. Bu değişimi kimimiz birey olarak elimizden düşürmediğimiz akıllı telefonlarımızla, kimimiz marka tarafında artan iletişim kanallarıyla veya kimimiz ise altyapı sağlayıcısı olarak çığ gibi büyüyen Büyük Veri meselesiyle hissediyoruz. Sürekli olarak, Dijital Dönüşüm’le beraber hayatımıza giren Yıkıcı (Disruptive) Teknolojilerden bahsediyoruz. Ama aslında, önümüzdeki birkaç yıl içinde esas yıkıcı etkiyi yapacak olan bir teknoloji var ki, henüz yeni yeni kendini bize tanıtıyor. Bu teknoloji, Dijital Dönüşüm oyuncuları olarak adlandırabileceğimiz Nesnelerin İnterneti, Sosyal Medya, Büyük Veri, Robotlar, Yapay Zeka, vb… gibi altyapıların hepsini kapsıyor, hatta kendisine “Yeni Nesil Internet” dersek yanlış olmaz. Önümüzdeki dönemin kahramanı: Blok Zinciri (BlockChain)

Social network scheme, which contains people connected to each other.

Blok Zinciri, kelime olarak blok halinde birbirine zincirlenmiş veri altyapıları gibi açıklansa da, en doğru tanımı; güvenli bir ağ üzerinde depolanan Dağıtık Hesap Defteri Teknolojisi’dir (Distrubuted Ledger Technology). Bu “Yeni Nesil İnternet” yolculuğunun henüz başlangıcında olduğumuz şu sıralar Blok Zinciri oldukça popüler ve bir o kadar da merak konusu. Genellikle adı sürekli sanal para Bitcoin ile anılsa da söz konusu teknolojisi, BitCoin gibi dijital para birimleri ve birçok farklı verinin işlemesini sağlayan dev bir mekanizma. Sanal paralardan farklı olarak örneklendirebileceğimiz dosya (asset) türleri diplomalar, Cv’lerimiz, diplomalarımız, enerji tüketimlerimiz, karbon ayak izlerimiz, kamu evraklarımız, banka işlemlerimiz, vb.. olabilir. Geleceği şekillendirmek adına, liste hayal gücümüzle sınırlı.

Peki yakın zamanda geleceğimizi baştan yaratacak bu dev teknoloji hayatımızda nasıl girdi ve nasıl çalışır?

block_chain_1

Endüstri 4.0 ile birlikte artık yeni nesil internetten bahseder olduk biliyorsunuz. Nesnelerin İnterneti olarak ta adlandırılan bu dönemde sensörler aracılığı ile çoklanan veri iletişimi, bireyler için hayatı, kurumlar için de iş yapış şekillerini akıllılaştırmakta. Her geçen saniye de oyuna yeni teknolojiler katılmakta. Tüm bu oyuncular tek bir amaca hizmet etmekte: Bilgi Alışverişi. İçinde bulunduğumuz dönemde, internet üzerinden bilgi alışverişi dönemindeyiz.

İnternet’i kullanım amacımız bir bilgiye erişmek veya bir bilgiyi iletmek. İşte, Blok Zinciri de yıkıcı etkisini tam olarak bu alanda hissettirmekte. Gözümüzde canlanması adına, bu teknolojiyi biraz somutlaştıralım. Düşünün ki size bir e-posta, pdf veya başka bir dosya gönderildiğinde, aslında orijinal dosya gönderilmiyor. Kopyası yollanıyor. Bu durum günlük yaşantımızda oldukça normal. Peki konu bir dosya değil de bir mal varlığı olsaydı? Yani sadece “bilgi” anlamında internet olmasaydı, “değer” anlamında internet olsaydı. Milyonlarca bilgisayarda çalışan büyük küresel dağıtılmış muhasebe defteri, herkesin kullanımına açık olsaydı? Paradan müziğe her türlü mal varlığı güçlü aracıların yardımı olmadan kaydedilse, taşınabilse, işlem görebilse takas edilse ve yönetilseydi?  Tüm bu varlıklarımızın kopyasının yollanmasını düşündüğümüzde, az önceki e-posta örneğinden farklı olarak ister istemez bir güven endişesi sarıyor akılları değil mi? 🙂 Oysa tam tersine, Blok Zinciri’nin temelinde güven yer alıyor. Nasıl mı? Cevabı hikayesinde.

digital_assets_blockchain.jpg

2008’de finansal endüstri krizi zamanında, Satoshi Nakamoto isimli kimliği bilinmeyen kişi ya da kişiler adında sanal para denilen temelinde şifre para birimi kullanan dijital nakit için bir protokol geliştirdiği bir kağıt yarattı: Bitcoin. Bu şifreli para birimi, 3. bir tarafa ihtiyaç duymaksızın insanların güvenle işlem yapılmasını sağladı. Görünüşte basit olan bu aksiyon, adeta bir kıvılcımı ateşledi diyebiliriz. Bitcoin bir sanal bir mal varlığıdır, değeri zaman zaman yükselir veya azalır. Eğer borsacı değilseniz ilgi alanınız pek değildir. 🙂 En genel anlamı ile şifreli para birimidir. Vurucu nokta, onun altında yatan teknoloji, yani Blok Zinciri’dir. Bu teknolojide her türlü dijital mal varlığı, merkezi bir yerde depolanmıyor. Bunun yerine, küresel bir hesap defteri üzerinden şifrelemenin en yüksek seviyesi ile dağıtılıyorlar. Bir işlem yapıldığında, bu işlem küresel olarak milyonlarca bilgisayar üzerinde yayınlanıyor. Dünya üzerinde “sanal para madencisi” ismiyle anılan bir grup insan var ki, bu madencilerin parmaklarının ucunda inanılmaz bir hesaplama gücü var. Her 10 dakikada bir tıpkı bir kalp atışı ritmi gibi, önceki 10 dakikadaki tüm işlemlere sahip yeni bir blok oluşturuyorlar. Kendi içlerinde bazı sorunları çözmek için rekabet ediyorlar ve sorunu çözüp bloğu tasdik eden ilk madenciye dijital para birimi ile ödeme yapılıyor. Daha sonra, ki buradaki kilit nokta, o blok zincirinin bir öncekine bağlanması oluyor ve dağıtık bloklar oluşmaya başlıyor. Her blok, üzerindeki işlemleri damgalıyor, onaylıyor, bunu adeta dijital bir mühür gibi düşünebilirsiniz. Eğer bir hacker, gidip te bir adet bloğu çökertmek isterse, o blokla birlikte öncekileri de çökertmek zorunda kalır. Bu da mevcut teknolojide mümkün değil zira o blok zincir üzerindeki tüm geçmiş, sadece bir bilgisayarda değil milyonlarca bilgisayarda eş zamanlı olarak en gelişmiş şifreleme seviyeleriyle tutulmakta. Özetle Blok Zinciri’nde teknolojisi, “dağıtık” veri mimarisine sahip olduğundan dolayı herhangibir güvenlik sorunu söz konusu değildir. İşte bu sayede Blok Zinciri teknolojisi, bugün sahip olduğumuz tüm bilgisayar sistemlerinden çok daha güvenli olarak karşımıza çıkıyor. Bundan dolayı kendisine “Güven Protokolü” adı da veriliyor. Geleceğimizi de Blok Zinciri ile tetiklenecek Güven Ekonomisi’nin şekillendireceği konuşuluyor.

 

Bitcoin_1.jpeg

İşin özünde,  Blok Zinciri ile ilgili akılda tutulması gereken 4 temel özellik bulunuyor:

1) Kayıt tutar ( defter kaydı olarak tanımlanmasının nedeni burda )

2) Dağıtık bir mimariye sahiptir ( kayıtları tek bir sunucuda tutulmaz, Napster gibi değil)

3) Bulunduğu ağda tüm kayıtlar görülür.

4) Sistemi güvenlidir.

Peki Blok Zinciri ile hayatımızda neleri değiştirecek? Burda da yine 4 başlığımız var ki, örneklerle açıklamakta fayda var:

Günümüzde ticaret başta olmak üzere, finansal veya kamusal tüm işlemlerimizde büyük aracılarla çalışmaktayız. Düşünün ki bir e-postanın dünyanın bir köşesine ulaşması 1 saniye alabilirken, bir birim paranın banka sistemi ile bir ülkeden bir ülkeye ulaşması oldukça zaman alabiliyor, masraf yaratabiliyor.Örnek olarak banka ya da noterleri verebiliriz. Özellikle ticarette güven anlamında bu aracılara ihtiyaç duyuyoruz. Günümüzde aracılar kayıtlar tutup işlemleri gerçekleştirmemizi sağlarken, aksiyon aldıkları işlem başına (bankacılık işlemleri maliyeti gibi..) bir kazanç elde ediyorlar. Aracılar bu işlemlerden karlı çıkıyorlar hatta başka bir ülkeye gönderilen paranın yüzde 10’dan 20’ye kadarını alan şirketler bile söz konusu. Kullanıcılar ise o işleme bir bedel ödemek durumundayken, bazı durumlarda transfer süreçlerinde zaman kaybı da yaşanabiliyor. Blok Zinciri’nde ise durum bambaşka, aracı olmaması en büyük avantaj olarak değerlendiriliyor. İşte bu sayede A noktasından B noktasına herhangi bir veri/ dosya (asset) transferi masrafsız, hızlıca mümkün hale geliyor. İş dünyasında veya günlük yaşantımızda Blok Zinciri mevcut süreçlerimizi nasıl değiştiriyor derseniz favori olarak önerebileceğim bazı sektörel bazı rapor ve makaleler paylaşmak isterim:

PerakendeFinans, Enerji, İnsan Kaynakları, Tedarik Zinciri, Medya

Sosyal medyanın hayatımızda kapladığı yeri ve önemi düşünecek olursak içinde bulunduğumuz değişimi daha da somutlaştımak adına bir örnek olarak, Facebook, LinkedIn, Twitter, Uber veya Airbn’nin bir parçası olan biz kullanıcıları düşünün. Özel ağlara sahibiz. Bu sosyal ağlarımızın değeri, bıraktığımız dijital ayak izlerimiz tarafından oluşturuluyor, ancak ürettiğimiz o dijital değer ilgili ağın ana sahiplerine gidiyor. Blok Zinciri’nde ise yaratılan değer, ağ kullanıcılarına katkılarına orantılı olarak dağıtılıyor. Yani bu yeni dünyada, sosyal medyaya mecralarında bırakılan dijital ayakizleriyle, ilgili mecraya katkıda bulunulduğu için para kazanılabilmekte! 🙂 Fikir enteresan ama çoğalan örneklerini ilerleyen dönemde sıkça göreceğiz, alışkanlıklarımız değişecek.

Alışkanlıkların değişimi demişken, içinde bulunduğumuz dönemde Dijital Dönüşüm serüveninde olduğumuzu unutmayalım. Bu serüvende Web 1.0 ile önce internete bağlanarak veri almaya başladık. Daha sonra Web 2.0 ile internet üzerinden çevremizle karşılıklı etkileşmeye başladık. Web 3.0’da ise günlük hayatımızda Yapay Zeka ve Makine Öğrenimi baş rolleri aldılar. Peki Blok Zinciri işin neresinde derseniz, kendisiyle Web 4.0 dönemi resmi olarak başladı! 🙂

Durumu özetleyecek olursak Blok Zinciri teknolojisinde;

  • Aracıların ortadan kalkması
  • İşlemlerde Fraud gerçekleşmemesi
  • Hız kazandırması
  • Maddi kazanım sağlaması ile hayatımız değişmeye başlıyor.

blockchain_transformation

Blok Zinciri bir yandan hayatımızı değiştirirken, kendi içinde de bazı evrelere ayrıldı hatta.

Blok Zinciri 1.0 dönemine para transferi (bitcoin) damgasını vururken, 20 döneminde diploma ve benzeri (smart contract) dosyalar işin içine girdi.

3.0 dönemi ise henüz çok yeni uygulamaların kendi aralarında konuşması söz konusu. Somut bir örnek vermek adına mesela bir marka olarak birçok işbaşvurusu alınabiliniyor. Bu başvurularda yer alan Cv’lerde hangi okullardan mezun olunduğu bilgisi mevcutken, okul-dönem kontrolü çoğu zaman yapılmadan süreç ilerliyor. İşte tam da bu konuda 3.0 dönemi ile biriri arasında konuşan bloklar-uygulamlar devreye giriyor. Nasıl mı? Düşünün ki Linkedin üzerindne başvuru alan bir marka, üniversitelerin dahil olduğu bir bloktan mezuniyet verilerini okuyabilsin.

Dünya’da birçok örnek olduğu gibi, Türkiye’de de ilk Blok Zinciri tabanlı servisler hayatımıza girmeye başladı. Akbank, Ripple‘ın blockchain ağına dahil olduğunu ve blockchain teknolojisini uluslararası para transferi işlemlerinde kullanacağını Nisan ayında açıklamıştı hatırlarsanız. Diğer yandan, bu yılın Webrazzi Arena birincisi Blok Zinciri tabanlı dijital kimlik girişimi Kimlic olmak üzere, BKM’nin şirket içerisinde belirlediği dijital kimlik, dağıtık kayıt yapısı, akıllı sözleşmeler gibi verileri tüm şirket çalışanlarının kullanabileceği bir kurguda sunan BBN uygulamalarını bu alanda öncü ve  örnek servislerden gösterebiliriz.

Geleceğe yönelik, Blok Zinciri ile biraz öngörüde bulunacak olursak bazı yorumlarda bu teknoloji, 90’lı yılların başındaki internet ekosistemine benzetiliyor. Evet, Google ilk arama motoru değildi, Facebook ilk sosyal ağ değildi. Ama en iyileri olarak hayatımızda ve ekosistemde güçlü bir yer edindiler. Benzer eğilimi Blok Zinciri dünyasında da göreceğimiz şüphesiz. Konuyla ilgili aşağıdaki videoyu izleyebilirsiniz.

Advertisements

#Webrazzi17 Notlarım: Dijital Dönüşüm – Yapay Zeka – Blok Zinciri – Yeni Nesil Başarı

webrazzi_cemyilmaz_ardakutsal

İnternet girişimleri, sosyal medya ve dijital pazarlama konularına odaklı herkesin yakından takip ettiği ve bu yıl 11. yaşını kutlayan Türkiye’nin en popüler teknoloji bloğu Webrazzi‘nin, 8 yıldır aralıksız düzenlediği ve aynı zamanda sektöre yön veren herkesin bir araya gelme fırsatı yakaladığı Webrazzi Summit 2017 geçtiğimiz hafta yine dolu dolu gerçekleşti. Hatırlıyorum da, neredeyse 50 kişilik gruplarla başlayan ilk Webrazzi’lerden bugüne, internet ekosistemine yön veren birçok ajans, mecra, altyapı, medya kurucuları, yöneticileri ve yatırımcılar yine sahnede dijitale olan tutkuları ve geleceğe yön veren öngörüleri ile sektörü değerlendirdiler. Bu yıl zirvede öne çıkan konu başlıkları ise 👉🏼 Dijital Dönüşüm – Yapay Zeka – Blok Zinciri ve Yeni Nesil Başarı olarak sıralayabiliriz. Bu dört konu başlığının merkezinde ise elbette “Mobil” teknolojilerin 📲gücü vardı.  Gelin detaylarını hep beraber inceleyelim.

Dijital Dönüşümün en etkin ve en faydalı şekilde rol oynadığı başlıca iki sektör şüphesiz finans ve telekomünikasyon sektörleri. Zirvede de bu iki sektörü temsilen Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali  ve Turkcell Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı İsmail Bütün finans teknolojileri ( #Fintech ) ve mobil iletişim hizmetleri alanlarında paylaşımlarında değişen müşteri alışkanlıklarını ele alırken  ayrıca şirket süreçlerinde dijitalleşmeyi nasıl hem iç ( çalışanlar ) hem de dış müşteri ( tüketiciler ) yolculuklarına yansıtıp, işlerini geliştirdiklerinin altını çizdiler.

salesforce_cx_webrazzi

Diğer yandan, Dijital Dönüşümü farklı bir açıdan ele alan Salesforce Başkan Yardımcısı  Richard McGuinness ise, “Müşteri Yolculuğu” başlıklı sunumunda Tüketicilerin %90’ının satın alma kararından önce internet medya kanallarından araştırma yaptıklarına değindi (Bu karar aşamasını geçtiğimiz senelerde özetlediğim blog yazısı için buraya tıklayabilirsiniz). McGuinness ayrıca yeni nesil müşterilerin günümüzde pek çok cihaz veya ekran üzerinden markalarla etkileşime girdiklerini ve bu etkileşim özelinde özellikle mağazalar gibi fiziksel ortamlarda beacon bazlı Nesnelerin İnterneti çözümleri ve dijital “deneyim tasarımı“nın kritik rolleri olduğunu vurguladı.

criteo_webrazzi17

Yapay Zeka özelinde ise, online ve offline mecraların bir arada bütünsel kullanımını ele alan sunumlarda Criteo başta olmak üzere, Insider da gerçek zamanlı veri kullanımı üzerinden pazarlama araçlarının performans bazlı kullanımını ele aldılar. Yapay Zeka destekli platformlar sonucu, reklamlardan geride kalan, dönüşüm sağlamamış ve adeta boşa giden yatırım gibi görünen medya tüketimlerinin, aslında kullanıcı davranışı açısından nasıl zengin dijital ayak izleri barındırdığının altı çizildi. Bu dijital 👣ayak izlerinden yola çıkarak gerçekleşen akıllı ve anlık hedeflemeler sayesinde ise, markaların elde ettikleri sonuçların hem maliyet hem de zaman kazanımı sağlayarak müşteri deneyimini nasıl olumlu yönde etkilediğine değinildi. Yapay Zeka destekli bu akıllı ve anlık etkileşimler aynı zamanda marka ve müşteri arasındaki bağı sağlamlaştırmakta.

tr_yatirim_girisim_1

Tüm bu dönüşüm ve akıllı kurgular arasında ise artık yeni nesil tüketiciler ve yeni nesil marka yaklaşımlarıyla birlikte inovasyon ve girişimcilik ruhu bizi çevrelemişken, yakın gelecekte geleneksel pazarlama modellerinin ne kadar yetersiz kalacağını şimdiden öngörmemek elde değil. Peki bu yeni iş dünyasında yatırımcılar 💸 hangi iş modellerine daha yakın duracaklar? İşte tam da bu konuları ele alan “Türkiye Yatırım Ekosistemin Geleceği” panelinde, ekosisteme yön veren liderlerden Numan Numan ( 212 ), Cem Soysal ( Inventram ) ve Fırat İşbecer ( Monitise ) yatırımcı gözüyle Yeni Nesil Başarı’nın tanımını değerlendirdiler. Bu yeni tanıma göre artık başarının geleneksel yaklaşıma göre tanımının ciro ya da karlılık oranı olmasından çok, “geleceğe ne kadar katma değer sağlayacağı” yani diğer bir deyişle “Gelecek Değeri” olduğunu vurguladılar. Ve bu yeni tanıma uygun olarak ta, yatırım ibrelerinin daha çok “teknoloji” girişimlerine doğru kaymasına değindiler.

Ve Blok Zinciri ( Blockchain ), son dönemin en trend konusu olarak Webrazzi Summit’in diğer bir önemli konu başlığıydı. Ininal kurucusu Bülent Tekmen’in Blok Zinciri ve etrafındaki ekosistemi 2000 yılı öncesi internet dönemine benzettiği konuşmasında bu teknolojilerin önümüzdeki dönemde hem ticarete hem de iş süreçlerine nasıl yansıyacağı ile ilgili olarak somut örneklerle önemli gelişmelerin altı çizildi. Diğer yandan Blok Zinciri teknolojisinin iş hayatında nasıl kullanılabileceğine en sade ve en etkin örnek olarak ise Kimlic mobil uygulamasını yakından incelemekte fayda var.

kimlic-webrazzi-arena

Kimlic aynı zamanda Webrazzi Summit içinde yer alan ve girişimcilik ekosistemiyle yeni girişimleri buluşturan Webrazzi Arena’da bu senenin şampiyon 🚀 girişimi seçildi. Kendisini Türkiye’nin ilk KYC ( Know Your Customer ) uygulaması olmayı hedefleyen Blok Zinciri tabanlı dijital kimlik girişimi olarak özetleyebiliriz. Webrazzi Arena’da bu sene ikinciliği, yazılım geliştirici pozisyonuna başvuran adayların teknik bilgilerini, online kodlama mülakatlarıyla ölçerek otomatik olarak değerlendiren bulut tabanlı bir platformla hizmet veren SaaS IK uygulaması Codela alırken, üçüncülük ise Kunduz’un oldu. Soru sormanın en kolay yolu sloganı ile karşımıza çıkan Kunduz, üniversite ve lise sınavlarına hazırlanan öğrencilerin yol arkadaşı olmayı planlayan bir mobil eğitim girişimi. ( Hatırlamamız gerekirse 2015’te Webrazzi Arena’nın birincisi Twentify, 2016’da ise birinci Evdeki Bakıcım olmuştu. )

webrazzi-arena-2017

Özetle bu sene de yine dolu dolu bir Webrazzi Summit daha geride kaldı. Yazıma ekleyemediğim diğer konuşmacıların oturumları veya paylaşımları için buraya tıklayabilirsiniz. Zirvede ön çıkan çıkan yukarda sıraladığım bu dört ana başlık bize Yeni Nesil yolculuğumuzda ”şimdilik” eşlik etmekteler. Şimdilik diyorum ☺️ çünkü tüm bu dönüşümü şekillendiren mobil teknolojiler sayesinde, her geçen saniye yolculuğumuz yenilenmekte.

Bu verimli organizasyonda emeği geçen herkese ve tabii ki Arda Kutsal‘a ise biz internet tutkunlarını bir araya getirdiği için ayrıca tekrardan teşekkürler. Seneye yeni konu başlıkları ile görüşmek üzere!🙋🏻

Dijital Pazarlamayı #Nesnelerininterneti Nasıl Etkiliyor?

👾#IoT‘siz olmaz diyenler el kaldırsın! ☺️👋🏼 Geçen hafta @zeoagency‘nin organize ettiği #digitalzone Meetups’da 🤖#nesnelerini̇nterneti‘ni #dijitalpazarlama 💻📲 gözüyle aktarma şansım oldu. Sunum📌 ve videolu 🎥 anlatım linklerini aşağıda paylaşıyorum.

Bu değerli etkinlik için başta Zeynep , Mehmet ve Yiğit olmak üzere tüm SeoZeo ekibi ve KWORKS‘e tekrar çok teşekkür ederim.

Nesnelerin İnterneti’nin dijital pazarlama ve reklam sektörü veya günlük yaşantımıza etkileriyle ilgili yorum ve paylaşımlarınız için blog veya sosyal medya hesaplarım üzerinden dönüşlerinizi bekliyorum.

 

 

Nesnelerin İnterneti Dünyasında Sesli Arama: Dijital Asistanlarımız 🤖

google_search

Yazıya Larry Page’in, Google’ı “tam olarak ne istediğinizi anlayacak ve size aradığınızı verecek bir asistan” olarak öngörmesinden bu yana Yapay Zeka’ya odaklandıklarının sinyalini veren cümlesi ile başlıyorum. Son yıllarda teknolojik yenilikler (inovasyon), araştırma geliştirme (Ar-Ge), girişimcilik, öğrenen sistemler, Nesnelerin İnterneti, kitle kaynağı (crowdsourcing), kitlesel fon (crowfunding), yıkıcı yenilikler gibi kavramlar hayatımızda şimdiye kadar hiç olmadığı kadar geniş bir yer almaya başladılar.

Tarihte buhar gücü, elektrik enerjisi ve sanayi devrimlerinden sonra, dijitalleşme ile gerçekleşen  4. Endüstri Devrimi, günümüzde Nesnelerin İnterneti (Internet of Things) ile hayatımızdayken, Büyük Veri (Big Data), 3  boyutlu yazıcılar, akıllı şehirler ve akıllı robotlar, giyilebilir teknolojiler aslında internet ve mobil ağlar üzerinden, dijital ve fiziksel dünyalarımızın yakınsanmalarını gözler önüne seriyor. Artık Dijital Dönüşüm çağındayız ve yeni nesil teknolojileri iletişim modellerimizi yeniden şekillendiriyor.

mobile_growing_time_digital_assistants

Nesnelerin İnterneti dünyasında ise odak nokta Mobilite (Mobility) ön plana çıkıyor. Akıllı telefonunuz nerede olduğunuzu, onu nasıl tuttuğunuzu, ne kadar hızlı yürüdüğünüzü biliyor, ona ne söylediğinizi anlayabiliyor. Mesafe sensörü telefonla konuşma yaparken telefonun yüzümüze ne kadar yakın olduğunu anlıyor, ışık sensörü ise karanlık ortamlarda ekran aydınlığını ayarlıyor. Veya tablet bilgisayarınızı dik tutarken, film izlemeye başladığınızda onu çevirmenizle ekranınız döndürüyor, unutmayalım, içinde bulunduğumuz çağda mobil cihazlarımız artık bizim dijital asistanımız. 🙂

Peki günlük hayatımızda bu değişimin etkilerini nasıl hissediyoruz? Akla gelen en sade örnek internet üzerinden ihtiyacımız olan bilgiye ulaşma çabamız yani “Arama” şeklimizdeki değişimler. Son zamanlarda kullanım oranı giderek artan sesli arama, arama kısmında yer alan mikrofon simgesine basılı tutarak, aranmak istenen kelimenin ya da kelimelerin söylenmesi şeklinde kullanılmakta. Veya imaj kutusuna tıklayıp aranan görselin paylaşımı ile de bizi aradığımız bilgiye ulaştırabiliyor.

google_image_voice_search

Ama tabii en yayagını sesli arama. Özellikle Siri, Cortana ve Alexa gibi örneklerin de burda katkısı büyük tabii. 🙂 Sesli arama özelliği Google Haritalar üzerinden de kullanılabilmekte. Mesela araba kullanırken, sesli arama özelliğinden faydalanarak “Levent’de nerde pizza yenir?” gibi aramalar yapmak, sürüş sırasında telefona metin yazmak yerine oldukça tercih edilebilir. Kullanımı son derece pratik olan bu özellik kullanılarak yapılan aramaların hacminin geçtiğimiz yıl %15’lere ulaştığı yönünde Google bir rapor paylaştı. Tarihler 2020’yi gösterdiğinde ise, bu oranın ikiye katlanılacağı ön görülüyor. 🙂 Biraz da pazarlamacı, iletişimci gözüyle durumu değerlendirirsek bir değişim daha gözlemliyoruz: Mesela, “İstanbul hava durumu bugün” gibi anahtar kelimeler kullanmak yerine, soru seti “Bugün yanıma şemsiye almalı mıyım?” olarak değişiyor. Bu sorunun yanıtlanabilmesi için önce konuşulan dilin, konumun, saatin ve niyetin anlaşılması gerekir. İşin algoritmik kısmı bi yana pazarlama dünyası ve SEO açısından da daha kapsamlı ve daha güçlü modellemeler oluşturmayı gerektiriyor.

Nesnelerin İnterneti dünyasında, dijital asistanların hayatımıza nasıl girdiği nasıl evrildiğini ise Google kaynakları 4 temel aşamada özetliyor:

Search-in-the-age-of-assistance

Aramada değişimi tetikleyen ilk trend mobil cihazlar. Yaklaşık on yıl önce akıllı telefonların hayatımıza girmesiyle birlikte, mobil cihazlar insanların internete erişim için kullandığı en etkin kanal haline geldi. Kullanımdaki bu artıştan sonra, kullanıcıların cihazlarına seslerini kullanarak erişmeye başlamaları ikinci trend olarak değerlendirilirk, kullanıcıların sosyal medyaya kıyasla mesajlaşma uygulamalarında daha çok zaman geçirmesi ise üçüncü trendi oluşturuyor. Dördüncü ve son trend ise bağlı cihazlardaki artış. Günümüzde bağlı cihazlarının ortalama sayısı 3,64 olarak raporlanmış durumda. Nesnelerin İnterneti dünyası geliştikçe bu rakamın artmaya devam edeceğine kesin gözle bakılmakta. İşte bu dört trendin bir araya geldiği günümüzde, hepimiz dijital asistanlar çağının başlangıcına tanık oluyoruz. Bu çağda mobil cihazlarımız ve etrafımızdaki akıllı nesneler artık birer dijital asistanımız.

Nesnelerin İnterneti dünyasında ise dijital asistanların günlük hayatımıza neler katabileceği ile ilgili hem Cortana hem Alphabet cephesinden özelliklerini izlemenizi öneriyorum 🙂

Pazarlama ve Reklam Dünyasında Endüstri 4.0 Bizi Nasıl Etkiliyor?

yapay_zeka_1

Dünyadaki ekonomik işleyiş ve iş yapış şekilleri yüzyıllardır değişmekte. Endüstri Devrimlerini başlatan Buhar ile insan gücünü alan makineler, 19. yüzyılın sonlarına doğru Elektrik sayesinde seri üretim hatlarına dönüştüler ve kısa zamanda çok daha fazla ürün üreterek insanlığın refah düzeyini arttırdılar. 1970’lerde ise elektronik Otomasyon ile insanlık tarihini büyük çapta etkileyen 3. Endüstri Devrimi, fabrikalarda sensör teknolojilerine geçişi sağladı. Günümüzde içinde bulunduğumuz ve Endüstri 4.0 (Industry 4.0) adını verdiğimiz Dijitalleşen Endüstri dönemde ise artık her şeyin birbirine bağlanabildiği “Nesnelerin İnterneti” (IoT) yolculuğu söz konusu.  Bu yolculukta, artık hiç olmadığı kadar hızlı bir değişimden geçiyoruz.

industry_4.0

Bu hızlı ve akıllı yolculuk, başta teknoloji markaları olmak üzere dijital dönüşüm peşinde olan herkesin şüphesiz en öncelikli konusu. GE’nin tahmini 2020’de 50 Milyar cihazın internete bağlanacağı yönündeyken,  Accenture ise, endüstriyel internetin 2030 yılında küresel ekonomiye 14 Trilyon dolar ekleyebileceği belirtiliyor. Biz bireyler bir yandan akıllı telefonlarımıza bağımlılığımızı sürdürürken, sosyal medyada çılgınca fotoğraf ve video paylaşırken aslında ardımızda markalar ve reklam pazarı için oldukça kıymetli veriler bırakıyoruz. Peki 2020’ye geldiğimizde o 50 Milyar cihaz ile etrafımızı saracak nesnelerin interneti sensörleri, kişisel verilerimizi nasıl bize faydalı halde düzenleyip bize sunacak? Hayatımız nasıl daha kolay olacak?

Düşünün ki sabah kalktığınız ve 27 Mart 2020’da uyanıyorsunuz. Bahar ayında olmamıza rağmen dışarıda hava buz gibi ama odanız sıcak. Niye? Çünkü yapay zeka tabanlı çalışan Nest’iniz, uyandığınızda tam olarak hangi sıcaklığa ihtiyacınız olduğunu bilip odanızı ısıtmış bile. Hazırlanıp sokağa çıkıyorsunuz ve sizi kapınızda bekleyen ve nereye gideceğinizi bilen bir taksiyle işyerinize gidiyorsunuz. O taksiyi kim programladı? Google! 🙂  Nasıl mı? Kitle kaynaklı navisgasyon uygulaması Waze‘i seneler önce satın alarak. Peki sabah odanızı kim ısıtmıştı? Yine Google, tabii ki yine seneler önce 3.2 Milyar dolar karşılığında satın aldığı Nest sayesinde…Ya Facebook? O aslında Messenger Chatbot ile siparişi ve ödemeyi tamamlayıp akşam afiyetle yediğiniz, size özel malzemeli hazırlanmış Dominos pizzanızın baş kahramanı.

Bu senaryoda sensörler kendi aralaraında bir diyaloğa girdiler, konuşup anlaştılar 🙂 ve kullanıcıları yani bizi mutlu ettiler. Nasıl mı? “Gerçek zamanlı” olarak, markalar kullandıkları pazarlama teknolojileri (MarTech) ile, altyapı sağlayıcıların uyarladıkları yeni nesil reklam teknolojilerini (AdTech) kullanıcıların içgörülerini veri bazlı algoritmalarla modellediler. Ve böylece mutlu kullanıcılardan gelen “dönüşüm oranları” ile bu mutluluk markalar ve mecralara da yansıdı. Peki bu modelleme kimin sayesinde? Cevap tabii ki Programatik.

ad_ecosystem

Programatik reklam modellerinin ciddi yükselişte olduğu günümüzde, pazarlama kreatiflerinin yeniden tanımlandığını gözlemliyoruz. Artık kullanıcılara gösterilecek bir reklam, kullanıcının o an nerede ne yapıyor olduğuna göre alternatif kreatifler arasından ona en uygun olan ile karşısına çıkacak durumda. Hızla gelişen reklam teknolojileri sayesinde biz kullanıcıların çok ekranlı, bol içerikli ve sensör dolu kendi dünyamızda, markaların kişiye özel anlarda, kişiye özel içeriklerle bizi karşılaması kaçınılmaz durumda. Programatik dünyayı yukardaki tablo özetlerken, altın kurallarından biri ise, “mecralarda işbirlikleri“. Çünkü ne kadar kişiselleştirilmiş teknoloji, o kadar etkin geri dönüş demek. Özel işbirlikleri sayesinde hem mecralar, hem markalar, hem de kullanıcılar aynı anda kazanıyor. Böylece Endüstri 4.0, reklam ve pazarlama ekosisteminin büyümesini sağlıyor ve artan sensör kullanımları ile de mobil kanalların gücü ve günlük hayatımızdaki önemi bir kez daha gözler önüne seriliyor.

kaufman_goals_quotes

Evet, Endüstri 4.0′ başta olmak üzere insalık tarihinin yaşadığı tüm endüstriyel devrimleri , Kaufman‘ın en beğendiğim yorumu özetliyor aslında: “The goals themselves haven’t changed; the manner of accomplishing them has” . Zira dijital dönüşüm, ekonomik işleyiş ve iş yapış şekillerinin dönüşümlerinden sadece biri.  Nesnelerin İnterneti yolculuğu bizi istesek de istemesek de kendi yarattığı ekosisteme davet ediyor. Bu davetle ilgili Intel‘in Neslerin İnterneti ve dijital dönüşüm üzerine hazırladığı videoyu ve Marc Zuckenberg‘in Yapay Zeka bazlı asistanı Jarvis’i anlatan videolarını izlemenizi öneririm. Mobilite (mobility) ve sürekli bağlı (connected) bir hayat, belki de bazılarımız için endişe verici durumda, ama her ayrıntısı “mutluluğumuz” için tasarlanmış, istek ve önceliklerimizi baz alarak bize özel programlanmış akıllı bir hayat.

Peki sizce önümüzdeki dönemde Endüstri 5.0‘ın tetikleyicisi ne olacak? Ve ne zaman karşımıza çıkacak? 🙂 İhtiyacımız olan biraz hayal gücü, biraz öngörü… Yorumlarınızı bekliyorum!

Dünya’nın 🌎 Yeni Ortak Dili Emoji 😎, Markaları Hedeflerine 🎯 Nasıl Uçuruyor?🚀

emoji-post

İngilizce out👎🏼, Emoji in👍🏼! Dünya artık tek bir ortak dil konuşuyor: Emoji. Özellikle mobil iletişim dünyasının gözdesi emojiler, gerek Twitter, Facebook, Instagram paylaşımlarımızda, gerekse Messenger, Whatsapp, Bip uygulamalarda mesajlaşırken 💬duygu ve düşüncelerimizi ifade etmek için kullandığımız semboller olarak hayatımızın vazgeçilmezi haline geldiler. Tarihçesine baktığımızda 90’lı yılların sonunda Japonya’da 🇯🇵 ortaya çıkan emojinin sözlük anlamı “resim harf”tir. Web ortamına 1998’te .gif uzantısıyla girmeye başlayan emojiler, dünyanın ilk grafikli yüz ifadeleri olarak tarihe geçtiler. Kısa sürede cep telefonlarına 📲da adapte olan bu küçük grafik adamların telif hakları Smiley şirketi tarafından lisanslıdır. Bir resmin bin kelimeye bedel olduğu, beynimizin görsel veriyi yazılı metinden 60 bin kat daha fazla işlediği günümüz iletişim çağında emojiler hemen her yerdeler ve oldukça eğlenceliler. 😎

2016 yılında Instagram özelinde yaklaşık 200 bin kullanıcı ve 6,2 milyon paylaşım üzerinden gerçekleşen bir araştırmaya göre 🔎 ya Instagram’daki yorumların ve altyazıların neredeyse yarısı emojilerden oluşmakta.

emoji_usage_2016

Tabii ki emoji dünyasında da bir sezonsallık mevcut. Bazı aylarda kullanım oranı yükselebiliyor. Mesela Aralık ayında günlük emoji kullanımlarına ek 🎃, 🎅🏼, 🎄 gibi emojiler de baskın olurken, yaz aylarında ise 🏝, ☀️, 👙, 🌊 ön planda olabiliyor. Ama 2016’nın en fazla kullanılan emojisi hangisi derseniz: 📸 tahtını kimselere kaptırmıyor! Burda fotoğraf tag’leri etkisi büyük tabi.

emoji_top10_2016

Emojiler hayatımızın bu kadar içine girince, elbette markalar da bu eğlenceli alışkanlığı fırsata 💫çevirmekte gecikmiyorlar. Evet emojilerin içeriklerin etkileşim oranlarını arttırmada sihirli bir gücü olduğu kesin. Diğer bir araştırmaya 🔎göre ise, emoji içeren marka içerik paylaşımlarının, içermeyenlere göre kullanıcılarla etkileşim oranları ciddi oranda daha fazla 💪🏼oluyor. Yani emojiler daha çok tıklanmış, yorumlanmış, paylaşılmış diyebiliriz.

emoticons_response_rate

Evet, markalar emojileri kullanmalılar ama asıl soru şu: 👀Markalar hangi strateji üzerinden, emojileri kullanıcılarla en etkin şekilde buluşturmalılar? Markalar emojiler aracılığıyla nasıl fark yaratırlar? Cevapları aşağıda 👇🏼 örmekleriyle özetlediğim, 4 farklı 🗝stratejide gizli. Markaların ihtiyaçları, bu 4 farklı stratejiden hangisiyle örtüşüyorsa, o modele uygun emoji uygulamaları geliştirmeliler. Detayları neler, gelin hep beraber inceleyelim.

1- Sosyal Sorumluluk  🤝
ge_emojiscienceGeneral Electric sosyal sorumluluk hedefi ile, özellikle Z kuşağına emoji dilinden bilimi anlatmaya karar verdi. GE ilk önce bilim adamı Bill Nye ile işbirliğine giderek, oluşturduğu emojiscience.com isimli mikro-sitesinde, karmaşık bilim kavramlarını emojilerle anlatan deney videoları yayınladı. Kullanıcılar, Twitter’da GE’nin #EmojiScience kampanyasına katıldıklarında veya 👻Snapchat’te bir emoji gönderdiklerinde deney videosu aldılar. Sosyal sorumluluğa katkı olarak diğer bir örnek ise, WWF’nin 2015 yılında emojiler üzerinden, nesli tehlike altındaki hayvanların korunması için tüm Dünya’nın dikkatini çektiği #EndangeredEmoji kampanyası. Kampanyaya özel hazırlanan web sayfasında, nesli tehlike altında 17 hayvana özel emoji’ler yer alıyor ve hangi emoji’nin hangi hayvanı temsil ettiği gösteriliyor. Kampanyaya katılmak için WWF’in tweetini retweet yaparak kayıt olunuyor. Ardından 17 hayvan emoji’sinden her birini bir ay boyunca tweetlerinizde kaç kere kullanırsanız, WWF yaklaşık 0,10 € değerinde yerel parayla çarparak size bir hesap çıkartıyor. İstenirse bu miktardan farklı bir miktar için de bağış yapılabiliyor.

 

2- Bağlılık Yaratma 💝

Starbucks geçtiğimiz yıl kullanıcılarına sunduğu emoji klavyesi üzerinden, müşterileriyle yeni bir bağ daha kurmayı başardı. Sosyal medyadaki popülerliğinin gitgide artmasını avantaja çevirerek, Android ve iOS cihazlarla uyumlu özel bir emoji klavyesi geliştirdi. starbucks_emojiStarbucks ürünlerinin yer aldığı emojilerden oluşan bu klavye ayrıca, WhatsApp, Messenger ve iMessage uygulamalarıyla da uyumlu. Üstelik Starbucks bunu bir adım öteye de taşıyarak, sadece emoji kullanımıyla sınırlı kapmayarak, bunu bir kampanyayla da bağladı ve Starbucks’ın kırmızı kahve bardaklarını Twitter’da paylaşan kullanıcılara 🎁e-gift kart çekilişine katılma imkanı da sağlamış oldu. Bağlılık yaratma konusunda diğer bir başarılı örnek ise L’Oréal’in kullanıcılarına özel geliştirdiği Beaumoji isimli emoji klavyesi. Aslında klavye, kapsamlı dijital inovasyon stratejisinin yalnızca küçük bir parçası. Bu stratejinin içerisinde 👻Snapchat filtreleri, Makeup Genius isimli sanal makyaj uygulaması ve ten sensörlü uygulama My UV Patch de var. Klavye içerisinde Urban Decay, Nyx, Giorgio Armani ve Essie 💅🏼gibi markalarla yaklaşık 130 emojisi bulunuyor. Klavye sayesinde trendlere ayak uyduran genç kullanıcılarla yakın bir bağ kurmayı amaçlan L’Oréal  güzellik trendlerinin görsellerini barındıran “It Girl”, yüz maskesi takmış ya da saçlarını boyatan 💆🏻karakterlerin olduğu “Pampered Life” ve marka ürünlerin bulunduğu “Iconic” isimli emoji grupları geliştirmiş.

beaumoji_loreal

3- Etkileşim Arttırma 📊

coca_cola_emojiCoca-Cola, Twitter’ın ilk krüresel partneri, ve bunun avantajıyla da, markaya özel tasarlanmış emojileri, Twitter üzerinden kullanıcılara sunmakta. Emojiler, birbiriyle tokuşturulan iki kola şişesinden oluşuyor. Kullanıcıların #ShareACoke hashtagh’iyle yaptıkları paylaşımlarda bu ikonik cam kola şişelerinin emojileri görünüyor. Böylece kullanıcıların paylaşımlarında marka etkileşimi sağlanmış oluyor. Marka etkileşimini emojiler aracılığı ile arttırmanın bir başka yolu ise Google tarafından sunuluyor. 2016 sonu, Google Haritalar servisiyle entegre çalışan chatbot, Twitter’da her hangi bir emoji ile Google’ı mention’ladığınızda o emojiyle ilintili en yakın fiziksel adres paylaşımını GIF‘le cevaplandırıyor. Aşağıdaki örnekten hamburger🍔 emojisi ile tanıttığı servisi inceleyebileceğiniz gibi, Google’ın bu servisi 200 farklı emoji ile de hazırlamış durumda.

google-burger-emoji-twitter-response

4- Satış Arttırma 💰

Markalar, neredeyse mobil cihazlarımıza 📲bağımlı yaşayan bize, yani müşterilerine, “gerçek zamanlı” iletişimlerle ulaşıp hem ihtiyaçları doğru zamanda cevaplayarak müşteri memnuniyetlerini arttırıyorlar, hem de yeni satış kanalları üzerinden ek ciro elde ediyor. burger_king_emoji_setBu kategoriye en başarılı örnek Burger King ve Dominos‘u gösterebiliriz. Burger King, yeni ürünü kızarmış tavukların lansman döneminde kullandığı #chickenfries emoji kampanyası ile ulaştığı hedef kitlesinin, emoji klavyesi ile özellikle sosyal meydada eğlenceli içerikler paylaşmasını sağlayarak satışlarını “dolaylı” bir yoldan arttırmış oldu. Diğer örnek ise tamamen “direk” satışa 🛒 yönelik: Dominos, ABD’de pizza siparişlerinin Twitter üzerinden bir emoji ile alarak Twitter üzerinden gönderilen paylaşımlarında pizza 🍕 emojisi ile Pizza tweetlerini Dominos veri tabanına işliyor ve size hemen geri dönüş yapıyor. #Easyorder hashtag’i altında Twitter sayfasına atılan direk mesajlar Dominos müşteri hizmetleri tarafından değerlendiriliyor. Easy Order müşterinin adresini buluyor ve hemen siparişi gönderiyor. Sistem Dominos’un AnyWhere mobil uygulaması üzerinden çalışmakta. Bu modeli fark yaratan başarılı bir “mobil ticaret” (m-commerce) örneği olarak da gösterebiliriz.

Yeni Teknoloji İnceleme: Türkiye’nin ilk iPhone VoWiFi Servisi Turkcell’den!

vowifi_iphone_1

Günümüzde elimizden düşürmediğimiz akıllı telefonlar ile birlikte, kullandığımız iletişim teknolojileri de hızlı bir değişim döngüsünde her geçen saniye gelişmekte. 2009 yılında ülkemizde kullanıma açılan 3G teknolojisi ile birlikte, mobil internet konusunda büyük bir adım atılmışken, 1 Nisan 2016 tarihinde de 4.5G teknolojisine geçiş yaptık. Durum böyle olunca akıllı cihazlarımızdan beklentimiz özellikle de hızlı “veri” iletimi özelinde giderek artmaya devam etti. Mobil internet tarafında gelişmeler tüm hızıyla devam ederken, her ne kadar bazen bir telefon görüşmesi sırasında görüşmenin kesilmesi veya sesin anlaşılmaması gibi sorunlarla karşılaşsak da, hem konuşurken ses kalitesini yğkselten, hem çekim sorunlarını ortadan kaldıran hem de pek çok lokasyonda (yurtdışı gibi) daha uygun fiyatlı “ses” iletimini, bize LTE ya da WiFi gibi yüksek hızlı servislerle sunabilen teknolojiler Dünya’da giderek yaygınlaşmaktalar.

Örneğin Voice Over LTE anlamına gelen VoLTE teknolojisi birkaç aydır ülkemizde kullanımdaydı. Bu teknoloji sayesinde arama yaparken 3G’ye düşmeden LTE’de kalıp, daha yüksek ses kalitesi ile konuşma yapabiliyorsunuz. Voice Over WiFi anlamına gelen VoWiFi özelliği de, birkaç aydır Samsung S6/7 ve LG G4/G5 model telefonlardan kullanıcılara sunuluyordu. iPhone’larda ise VoWiFi servisi ülkemizde ilk kez Turkcell tarafından geçtiğimiz günlerde abonelerine sunuldu. Yani artık Turkcell’li iPhone kullanıcıları bu teknolojiyi kullanabilir durumdalar. 🙂 Peki sesi WiFi üzerinden ileten VoWiFi nedir, nasıl çalışır gelin hep beraber inceleyelim.

turkcell-iphone_vowifi

iPhone için Turkcell VoWiFi kullanımı şimdilik sadece iPhone SE, iPhone 6, 6 Plus, 6S, 6S Plus ve 7, 7 Plus modellerinde geçerli durumda. Kullanıma başlamadan önce iPhone’unuzun yazılımının ve operatör ayarlarının güncel ve telefon ayarlarınızda ise WiFi ile aramanın “açık” konumda olması gerekiyor. Nasıl kullanırım derseniz, öncelikle mobil kapsamanın olmadığı ya da zayıfladığı alanlarda örneğin bir binanın zemin katları, gökdelenlerin üst katları, otoparklar gibi hücresel kapsama sorunu yaşanan alanlarda, eğer WiFi üzerinden internet erişiminiz varsa, VoWiFi sayesinde HD kalitesinde “ses” ve “video” arama gerçekleştirilebilir, mesajlaşma yapabilirsiniz. Veya diyelim ki uçaktasınız, eğer WiFi erişiminiz varsa Turkcell şebekesine bağlı olarak HD kalitesinde arayıp aranabilirsiniz,  mesajlaşmaya devam edebilirsiniz. Eğer yurtdışındaysanız, WiFi erişimi olan noktalarda internet üzerinden yine Turkcell şebekesine bağlanarak roaming ücreti ödemeden Türkiye’deki tarifelerinizle servislerden faydalanabileceksiniz. Böylece konuşma masrafınız hem operatör hem de sizin için daha uygun hale gelecek. 🙂 Servisi hemen test etmek isterseniz, iPhone’lu ve Turkcell’liyseniz telefonunuzu uçuş moduna alarak WiFi bağlantısı üzerinden siz de bu yeni servisi kolayca deneyimleyebilirsiniz. Eminim farkedeceksiniz, ses kalitesi gerçekten iyi!

Deloitte’un 2015’te sunduğu, bu yeni iki iletişim teknolojisinin kullanım öngörülerinin yer aldığı raporda 2016 için Dünya’da yaklaşık 300 Milyon kullanıcıdan bahsedilmiş durumda.

deloitte_vowifi_volte

Bu teknolojilerin günlük hayatımızda yer alan diğer  bir faydası ise mesela iş yerinizde veya otoparkınızdayken VoWifi ile başlattığınız telefon görüşmeniz, bu ortamdan dışarıya çıktığınızda VoLTE’ye transfer edilebiliyor. Kesintisiz bir iletişim sunan handover senaryosunun tersi de mümkün. Yani dışarıdayken başlattığınız VoLTE çağrısı kapalı alana girdiğinizde VoWifi’ya transfer edilip, çağrı sürekliliği sağlanıyor. Tüm bu servislerin, ülkemizdeki güncel kullanım alanları için son söz elbette ki operatörlerde. 🙂 Dünya’da yaygınlaşması önümüzdeki 10 yıl içinde ciddi oranda artacak VoWiFi’ı, iPhone’unuzda nasıl kullanabileceğinizi anlatan bu kısa videoyu izlemenizi öneririm.

#CES2017’nin En Favori 7 Akıllısı

ces-2017

Bu yıl aynı zamanda 50. yaşını kutlayan ve 175.000’den fazla katılımcının, dünyanın önde gelen teknoloji şirketleri ile bir araya geldiği teknoloji fuarlarının en popülerlerinden olan Tüketici Elektroniği Fuarı CES 2017’de, yakın gelecekte hayatımızı yeniden şekillendirecek sürücüsüz otomobillerden, üç ekranlı bilgisayarlara kadar birçok akıllı ürün ve servis 5-8 Ocak tarihlerinde Las Vegas’ta tüm dünyaya tanıtıldı. Tüm yıl konuşacağımız ve teknolojiyi yeniden şekillendiren bu ürün ve servislerle ilgili size özel hazırladığım favori 7’liyi gelin yakından inceleyelim. 🙂

1-Kuri Kişisel Ev Robotu: Oldukça akıllı ve oldukça eğlenceli ev robotu Mayfield Robotics ürünü Kuri, yaklaşık 50 cm uzunluğunda ve 14 kg ağırlığında. Fotoğraf ve video çekebilen, yüzleri tanıyan ve evi izleyebilen dahili bir HD kameraya sahip etkileyici gözlere sahip Kuri’nin ayrıca uzaktan kumandaya izin veren bluetooth ve wi-fi bağlantısı ve Kuri’nin kullanıcılarıyla iletişim kurmasına izin verebilecek yüksek teknoloji bir mikrofon da bulunuyor. Ayrıca nesneleri algılayan sensörleri de olan Kuri pili ve şarj istasyonu ile birlikte çalışabiliyor.


2-Catspad Kedi Bakım Ünitesi: Kediler için bir akıllı bakım ünitesi olan Catspad, kedilerin insan müdahalesine ihtiyaç duymadan yaklaşık bir ay gibi bir süre boyunca taze kuru mama yemelerini ve temiz su içmelerini sağlayabiliyor. 1.7 kg kuru mama ve 8 litre su alabilen ünite, internete bağlanabiliyor ve mobil uygulaması üzerinden kontrol edilebiliyor. Catspad’in bir diğer dikkat çekici özelliği ise birden fazla kediye sahip olunması durumunda renklerine göre kedileri ayırt edebilmesi ve her bir kedi için ayrı profil tanımlanmasına da olanak sağlaması.

3-Sleep Number 360 Akıllı Yatak: Saatiniz, telefonunuz ya da benzeri bir cihaza gerek kalmadan, direkt yattığınız yatağın kendisini akıllı hale getiren uygulama, başta uyku olmak üzere tüm yatak verilerinizi telefonunuz üzerinden kontrol etmenizi sağlıyor, nasıl mı? Yatış pozisyonunuzu inceleyip kendini bunu göre ayarlıyor. Böylece yatak kaynaklı bel ağrılarının önüne geçiyor. Yatak aynı zamanda nefes alış verişinizi kontrol edip horlamaya başladığınız zaman yastık tarafını yükselterek soruna çözüm üretiyor.

4-Kérastase Hair Coach Akıllı Fırça: Withings ve L’Oréal ortaklığıyla üretilen akıllı fırça wi-fi bağlantısı ile saç fırçalama alışkanlıklarınızla ilgili bilgileri toplayarak saçınıza daha iyi bakım yapmanızı sağlamayı amaçlıyor. Aynı zamanda üzerinde bir mikrofon da olan ürün, saçınızı fırçalarken çıkan sesleri dinlerken 🙂 sensörler, jiroskop ve ivmeölçer yardımıyla analiz yapıp, saçın durumunu ve taranma şeklini değerlendirip, mobil uygulaması üzerinden kullanıcısına geri bildirim sunuyor. 2017’nin ortasında piyasaya sürülmesi beklenen bu akıllı fırça böylece size saçınızı yanlış tarayıp taramadığınızı söylüyor.

5-CowaRobot R1 Akıllı Valiz: Dünya’nın ilk robotik bavulu olma özelliğine sahip bu akıllı bavul, seyahatlerde kullanıcısının “bavulum nerede?” derdine son vermeyi amaçlıyor. Akıllı telefon ile kontrol edilebilen bu yetenekli bavulu diğer akıllı bavullardan ayıran en önemli özelliği ise, otonom özellikleri sayesinde verilen komutları birebir uygulayıp çevredeki nesne ve engellerin farkına vararak kullanıcısı başarıyla takip edebilmesi.

 

6-Razer Project Valerie & Project Ariana: Razer CES’te oyun severler için oldukça dikkat çekmeyi başaran iki projesini sergiledi. Bunlardan ilki Project Valeri: Dünya’nın ilk 3 ekranlı diz üstü bilgisayarı olma özelliği taşıyan cihaz 3 adet 17.3 inçlik 4K ekrana ve 11520 x 2160 piksellik görüntü kalitesine sahip. Diğer ürün ise Project Ariana: Bulunduğunuz mekanda, örneğin evinizin salonunda yüksek kalite bir oyun deneyimi yaşamak isteyenler için geliştirilmiş 4K kalitesinde bir projeksiyon aracı. Şimdilik sadece bir konsept olarak tanıtılsa da, Razer uygulamayı bu yıl içinde kadar gerçeğe dönüştürmeyi planlıyor. 🙂

7-Intel 360 derece Drone: Intel’in 5G ve sanal gerçeklik alanındaki inovasyonları, dünya ile etkileşimimizi değiştirirken, bu etkileyici sanal gerçeklik teknolojisiyle kendinizi bir anda futbol sahasının içinde bulabilir veya 360 Replay teknolojisiyle o futbol maçını her açıdan izleyebiliriz. Ve son olarak CES 2017’deki Intel basın konferansında ise, dünyada ilke kez “canlı” 360 derece sanal gerçeklik” deneyimi ile izleyicilere bağlantı sağladı. Böylece konferansa katılanlar 360 derecelik bir manzara eşliğinde Las Vegas’ta 2.000 dönümlük bir güneş enerjisi çiftliğinde neredeyse uçmak için hazırlandılar. Bu deneyimi canlı olamasa da, yaşamak isteyenleri aşağıdaki videoya malesef sadece desktop’tan bekliyorum. 🙂 İzlerken mouse’unuzu sağa-sola, yukarı-aşağı hareket ettirmeyi unutmayın!

intel_drone_360_live

Akıllı Ürün İnceleme: Volkswagenim Anahtarlık Uygulaması

Dünya her şeyin birbirine bağlanabildiği Nesnelerin İnterneti devriminde hızla yol alıyor. Artık Nesnelerin İnterneti kavramı, başta teknoloji markaları olmak üzere dijital dönüşüm peşinde olan birçok markanın öncelikli konusu diyebiliriz. connected_carGE’nin tahmini 2020’de Dünya’da 25 Milyar bağlantılı nesne olacağı yönündeyken, Gartner’a göre 2020 yılına geldiğimizde yaklaşık 250 Milyon akıllı arabanın yer alması öngörülüyor. Dünya’da şu an 3,5 Milyar internete bağlı aktif kullanıcı varken, 10 Milyar bağlantılı nesne mevcut ve bu sayının önümüzdeki dönemde katlanarak artması beklenmekte. Çünkü artık günlük yaşantımızda üzerimize giyip veya taktığımız aksesuarlarda, evimizde, arabamızda, şehir içi ulaşımda, sanayide karşımıza nesnelerin interneti kavramı çıkacak. Aslında tüm bu oluşumun tek bir amacı var: Hayatımıza Değer Katmak. Peki bu “Değer Katma” durumu günlük hayatımıza nasıl yer alabilir?

volkswagenim_anahtarlik_11.JPG

Beacon uygulamaları konusunda Türkiye’nin önde gelen girişimlerinden Blesh, geçtiğimiz haftalarda Volkswagen Türkiye’yle birlikte özel bir projeye imza attı. Volkswagen araç sahiplerine yönelik Volkswagenim uygulamasıyla çalışan akıllı anahtarlığı sayesinde, kullanıcılar artık kayıp anahtarlıklarını kolayca bulup hatta anahtarlıklarını bir selfie kumandası olarak ta kullanabiliyorlar.

Geçenlerde detaylı inceleme fırsatı bulduğum ve o günden beri severek kullandığım bu özel Volkswagenim anahtarlığın 3 temel fonksiyonu bulunuyor:

anahtarim-nerede1-Anahtar bulma,

2-Telefon bulma ve

3-Selfie kumandası.

İlk iki özellik, aslında hemen hemen hepimizin başına gelen, araba anahtarını çantada bir türlü bulamama durumunda, akıllı telefonunuz üzerinden anahtarlığınıza sinyal göndermek olarak özetlenebilir. Veya tam tersini düşünün, elinizde arabanızın anahtarlığı varken telefonunuzu bulamama durumunda anahtarlık üzerindeki VW logosuna iki kez bastığınızda, telefonunuzun sesli bir sinyalle size “Ben Burdayım” diyip, yerini göstermesi olarak ta özetlenebilir.

volkswagenim_anahtarlik_22

Ve tabii ki dayanamayıp, anahtarlığın içini açtım! 🙂 Volkswagen’in Türkiye’deki araç sahipleri için sunduğu Volkswagenim mobil uygulamasına eklenen akıllı anahtarlık, baştan sona Blesh tarafından geliştirilen Bluetooth tabanlı bir özellik. Pille çalışan akıllı anahtarlığın batarya doluluk oranı uygulama içinden takip edilebiliyor. Anahtarlığın bir diğer işlevi de pratik bir selfie kumandası olması. Telefonunuzla, anahtarlıktaki Bluetooth mesafesi kadar uzaktayken, selfie çekebilmenize olanak sağlıyor. Bunun için telefonu bir noktaya sabitleyip, örneğin grup halinde bir fotoğraf için telefonun birkaç metre karşısına geçerek, anahtarlık üzerindeki logoya basmak yeterli oluyor. Uygulamanın kullanımına yönelik detayları aşağıdaki videodan da izleyebilirsiniz. Eğer “benim de olsun” diyorsanız, Volkswagen Shop üzerinden bu özel anahtarlığı hemen satın alabilirsiniz.

Create a free website or blog at WordPress.com.

Up ↑

%d bloggers like this: