Son günlerde adını sıkça duymaya başladığımız “Oyunlaştırma” (gamification) kavramı içerdiği rekabet, yarışma, ödül, rozet, ünvan, lider tabloları gibi unsurları bir yana, aslında pazarlama dünyasının eğlenceli sihiri. Altını çizelim “Oyun” değil, oyunlaştırma! 🙂

Teorik olarak “oyun dışı uygulamalarda oyun öğelerinin kullanılması” olarak özetlenen bu kavram aslında yaşantımızın birçok yerinde, alışverişte, yolculukta, katıldığımız kampanyalarda, kullandığımız uygulamalarda bizle birlikte. Temel olarak amacı bize sıradan gelen hizmetleri/ürünleri daha eğlenceli hale getirirken, aynı zamanda da motivasyon sağlamak. Son dönemde yaşadığımız en güncel oyunlaştırma örneği olarak, Starbuck’s Türkiye’nin hayatımıza yeni kattığı yıldız toplama kurgusunu gösterebiliriz. Peki tam olarak nedir bu oyunlaştırma?

Dikkat ederseniz oyunlarda genellikle kendi seçimlerimizle oyunu yönlendiririz, gittikçe uzmanlaşarak daha fazla heyecan duyarak motive oluruz ve oyunda bulunmamızın asıl amacını hatırlayıp, kendimizi hedefe kitleyerek oyunda kalırız. Aslına bakarsak bu süreç “Self-determination theory” yansımaları. Bu teoride oyunlaştırmanın temelleri içsel ve dışsal olarak ikiye ayrılırlar.

İçsel motivasyonlar oyunu gerçekten sevmemiz, oyunu yönlendirirken kendi seçimlerimizde özgür olmamızdır. Örneğin Nike+’taki topluluğun kendilerini daha büyük bir grubun parçası olarak görerek daha derin bir bağlılık hissetmesi gibi.

Dışsal motivasyonların başında ise “görev tamamlama”gelir. Buna en iyi örnek ise LinkedIn’in ilerleme çubuğunudur. LinkedIn bu çubuğu (progress bar) sistemine koyarak profil tamamlanma oranlarını ciddi ölçüde arttırmayı başarmıştır.

Peki oyunlaştırma iş hayatında ne şekilde işimize yarayabilir? Öncelikle oyunlaştırmayı sadece bir pazarlama aracı olarak görmemek lazım. Badgeville CEO’su Kris Duggan, oyunlaştırmayı bir davranış yönetimi olarak özetliyor. Oyunlaştırma aslında eğlence ile özdeşleştirilirken, davranış yönetimi ise; müşterilerin, çalışanların, kullanıcıların, davranış kalıplarına ve bunları anlamlandırarak değerlendirir. Böylece oyunlaştırma bir pazarlama aracı olmanın ötesinde, pazarlama ve satış, insan kaynakları ve kurumsal iletişim gibi farklı bölümlerin birlikte yararlandığı bir sistem biçimi olarak karşımıza çıkar. Bir diğer dikkat çekici nokta ise, Ernst&Young’ın oyunlaştırma ile ilgili hazırladığı son trend raporuna göre oyunlaştırma uygulamalarının sağlık kampanyaları için geniş bir potansiyel olduğunun belirtilmesi.

Yine aynı raporda oyunun; başarıyı, motivasyonu, belirli bir hedefe odaklanmayı ve sosyalleşmeyi de içerdiği vurgulanmaktadır. Elbette motivasyon oyunlaştırmanın tek faydası değil. Oyunlaştırmanın oluşturacağı duygusal etkiler arasında en önemlilerinden biri oyuncunun ürün veya hizmet ile arasında bir duygusal bağ kuruyor olması. Yani temelde oyunlaştırmanın marka ile kullanıcı arasında uzun vadeli bir sadakat kurması hedeflenir.

Özetle sürdürebilir bir oyunlaştırma kurgusu için içsel motivasyonun kesinlikle dışsal motivasyondan daha güçlü olması gerekmektedir.  Son dönemde buna en iyi örnek olarak, ABD’li Kevin Richardson’ın Volkswagen “Fun Theory” ödüllerinde birincilik alan “Hız Kamerası Piyangosu” kurgusunu izlemenizi öneririm. 🙂

Advertisements