Search

Dünya’nın 🌎 Yeni Ortak Dili Emoji 😎, Markaları Hedeflerine 🎯 Nasıl Uçuruyor?🚀

emoji-post

İngilizce out👎🏼, Emoji in👍🏼! Dünya artık tek bir ortak dil konuşuyor: Emoji. Özellikle mobil iletişim dünyasının gözdesi emojiler, gerek Twitter, Facebook, Instagram paylaşımlarımızda, gerekse Messenger, Whatsapp, Bip uygulamalarda mesajlaşırken 💬duygu ve düşüncelerimizi ifade etmek için kullandığımız semboller olarak hayatımızın vazgeçilmezi haline geldiler. Tarihçesine baktığımızda 90’lı yılların sonunda Japonya’da 🇯🇵 ortaya çıkan emojinin sözlük anlamı “resim harf”tir. Web ortamına 1998’te .gif uzantısıyla girmeye başlayan emojiler, dünyanın ilk grafikli yüz ifadeleri olarak tarihe geçtiler. Kısa sürede cep telefonlarına 📲da adapte olan bu küçük grafik adamların telif hakları Smiley şirketi tarafından lisanslıdır. Bir resmin bin kelimeye bedel olduğu, beynimizin görsel veriyi yazılı metinden 60 bin kat daha fazla işlediği günümüz iletişim çağında emojiler hemen her yerdeler ve oldukça eğlenceliler. 😎

2016 yılında Instagram özelinde yaklaşık 200 bin kullanıcı ve 6,2 milyon paylaşım üzerinden gerçekleşen bir araştırmaya göre 🔎 ya Instagram’daki yorumların ve altyazıların neredeyse yarısı emojilerden oluşmakta.

emoji_usage_2016

Tabii ki emoji dünyasında da bir sezonsallık mevcut. Bazı aylarda kullanım oranı yükselebiliyor. Mesela Aralık ayında günlük emoji kullanımlarına ek 🎃, 🎅🏼, 🎄 gibi emojiler de baskın olurken, yaz aylarında ise 🏝, ☀️, 👙, 🌊 ön planda olabiliyor. Ama 2016’nın en fazla kullanılan emojisi hangisi derseniz: 📸 tahtını kimselere kaptırmıyor! Burda fotoğraf tag’leri etkisi büyük tabi.

emoji_top10_2016

Emojiler hayatımızın bu kadar içine girince, elbette markalar da bu eğlenceli alışkanlığı fırsata 💫çevirmekte gecikmiyorlar. Evet emojilerin içeriklerin etkileşim oranlarını arttırmada sihirli bir gücü olduğu kesin. Diğer bir araştırmaya 🔎göre ise, emoji içeren marka içerik paylaşımlarının, içermeyenlere göre kullanıcılarla etkileşim oranları ciddi oranda daha fazla 💪🏼oluyor. Yani emojiler daha çok tıklanmış, yorumlanmış, paylaşılmış diyebiliriz.

emoticons_response_rate

Evet, markalar emojileri kullanmalılar ama asıl soru şu: 👀Markalar hangi strateji üzerinden, emojileri kullanıcılarla en etkin şekilde buluşturmalılar? Markalar emojiler aracılığıyla nasıl fark yaratırlar? Cevapları aşağıda 👇🏼 örmekleriyle özetlediğim, 4 farklı 🗝stratejide gizli. Markaların ihtiyaçları, bu 4 farklı stratejiden hangisiyle örtüşüyorsa, o modele uygun emoji uygulamaları geliştirmeliler. Detayları neler, gelin hep beraber inceleyelim.

1- Sosyal Sorumluluk  🤝
ge_emojiscienceGeneral Electric sosyal sorumluluk hedefi ile, özellikle Z kuşağına emoji dilinden bilimi anlatmaya karar verdi. GE ilk önce bilim adamı Bill Nye ile işbirliğine giderek, oluşturduğu emojiscience.com isimli mikro-sitesinde, karmaşık bilim kavramlarını emojilerle anlatan deney videoları yayınladı. Kullanıcılar, Twitter’da GE’nin #EmojiScience kampanyasına katıldıklarında veya 👻Snapchat’te bir emoji gönderdiklerinde deney videosu aldılar. Sosyal sorumluluğa katkı olarak diğer bir örnek ise, WWF’nin 2015 yılında emojiler üzerinden, nesli tehlike altındaki hayvanların korunması için tüm Dünya’nın dikkatini çektiği #EndangeredEmoji kampanyası. Kampanyaya özel hazırlanan web sayfasında, nesli tehlike altında 17 hayvana özel emoji’ler yer alıyor ve hangi emoji’nin hangi hayvanı temsil ettiği gösteriliyor. Kampanyaya katılmak için WWF’in tweetini retweet yaparak kayıt olunuyor. Ardından 17 hayvan emoji’sinden her birini bir ay boyunca tweetlerinizde kaç kere kullanırsanız, WWF yaklaşık 0,10 € değerinde yerel parayla çarparak size bir hesap çıkartıyor. İstenirse bu miktardan farklı bir miktar için de bağış yapılabiliyor.

 

2- Bağlılık Yaratma 💝

Starbucks geçtiğimiz yıl kullanıcılarına sunduğu emoji klavyesi üzerinden, müşterileriyle yeni bir bağ daha kurmayı başardı. Sosyal medyadaki popülerliğinin gitgide artmasını avantaja çevirerek, Android ve iOS cihazlarla uyumlu özel bir emoji klavyesi geliştirdi. starbucks_emojiStarbucks ürünlerinin yer aldığı emojilerden oluşan bu klavye ayrıca, WhatsApp, Messenger ve iMessage uygulamalarıyla da uyumlu. Üstelik Starbucks bunu bir adım öteye de taşıyarak, sadece emoji kullanımıyla sınırlı kapmayarak, bunu bir kampanyayla da bağladı ve Starbucks’ın kırmızı kahve bardaklarını Twitter’da paylaşan kullanıcılara 🎁e-gift kart çekilişine katılma imkanı da sağlamış oldu. Bağlılık yaratma konusunda diğer bir başarılı örnek ise L’Oréal’in kullanıcılarına özel geliştirdiği Beaumoji isimli emoji klavyesi. Aslında klavye, kapsamlı dijital inovasyon stratejisinin yalnızca küçük bir parçası. Bu stratejinin içerisinde 👻Snapchat filtreleri, Makeup Genius isimli sanal makyaj uygulaması ve ten sensörlü uygulama My UV Patch de var. Klavye içerisinde Urban Decay, Nyx, Giorgio Armani ve Essie 💅🏼gibi markalarla yaklaşık 130 emojisi bulunuyor. Klavye sayesinde trendlere ayak uyduran genç kullanıcılarla yakın bir bağ kurmayı amaçlan L’Oréal  güzellik trendlerinin görsellerini barındıran “It Girl”, yüz maskesi takmış ya da saçlarını boyatan 💆🏻karakterlerin olduğu “Pampered Life” ve marka ürünlerin bulunduğu “Iconic” isimli emoji grupları geliştirmiş.

beaumoji_loreal

3- Etkileşim Arttırma 📊

coca_cola_emojiCoca-Cola, Twitter’ın ilk krüresel partneri, ve bunun avantajıyla da, markaya özel tasarlanmış emojileri, Twitter üzerinden kullanıcılara sunmakta. Emojiler, birbiriyle tokuşturulan iki kola şişesinden oluşuyor. Kullanıcıların #ShareACoke hashtagh’iyle yaptıkları paylaşımlarda bu ikonik cam kola şişelerinin emojileri görünüyor. Böylece kullanıcıların paylaşımlarında marka etkileşimi sağlanmış oluyor. Marka etkileşimini emojiler aracılığı ile arttırmanın bir başka yolu ise Google tarafından sunuluyor. 2016 sonu, Google Haritalar servisiyle entegre çalışan chatbot, Twitter’da her hangi bir emoji ile Google’ı mention’ladığınızda o emojiyle ilintili en yakın fiziksel adres paylaşımını GIF‘le cevaplandırıyor. Aşağıdaki örnekten hamburger🍔 emojisi ile tanıttığı servisi inceleyebileceğiniz gibi, Google’ın bu servisi 200 farklı emoji ile de hazırlamış durumda.

google-burger-emoji-twitter-response

4- Satış Arttırma 💰

Markalar, neredeyse mobil cihazlarımıza 📲bağımlı yaşayan bize, yani müşterilerine, “gerçek zamanlı” iletişimlerle ulaşıp hem ihtiyaçları doğru zamanda cevaplayarak müşteri memnuniyetlerini arttırıyorlar, hem de yeni satış kanalları üzerinden ek ciro elde ediyor. burger_king_emoji_setBu kategoriye en başarılı örnek Burger King ve Dominos‘u gösterebiliriz. Burger King, yeni ürünü kızarmış tavukların lansman döneminde kullandığı #chickenfries emoji kampanyası ile ulaştığı hedef kitlesinin, emoji klavyesi ile özellikle sosyal meydada eğlenceli içerikler paylaşmasını sağlayarak satışlarını “dolaylı” bir yoldan arttırmış oldu. Diğer örnek ise tamamen “direk” satışa 🛒 yönelik: Dominos, ABD’de pizza siparişlerinin Twitter üzerinden bir emoji ile alarak Twitter üzerinden gönderilen paylaşımlarında pizza 🍕 emojisi ile Pizza tweetlerini Dominos veri tabanına işliyor ve size hemen geri dönüş yapıyor. #Easyorder hashtag’i altında Twitter sayfasına atılan direk mesajlar Dominos müşteri hizmetleri tarafından değerlendiriliyor. Easy Order müşterinin adresini buluyor ve hemen siparişi gönderiyor. Sistem Dominos’un AnyWhere mobil uygulaması üzerinden çalışmakta. Bu modeli fark yaratan başarılı bir “mobil ticaret” (m-commerce) örneği olarak da gösterebiliriz.

Yeni Teknoloji İnceleme: Türkiye’nin ilk iPhone VoWiFi Servisi Turkcell’den!

vowifi_iphone_1

Günümüzde elimizden düşürmediğimiz akıllı telefonlar ile birlikte, kullandığımız iletişim teknolojileri de hızlı bir değişim döngüsünde her geçen saniye gelişmekte. 2009 yılında ülkemizde kullanıma açılan 3G teknolojisi ile birlikte, mobil internet konusunda büyük bir adım atılmışken, 1 Nisan 2016 tarihinde de 4.5G teknolojisine geçiş yaptık. Durum böyle olunca akıllı cihazlarımızdan beklentimiz özellikle de hızlı “veri” iletimi özelinde giderek artmaya devam etti. Mobil internet tarafında gelişmeler tüm hızıyla devam ederken, her ne kadar bazen bir telefon görüşmesi sırasında görüşmenin kesilmesi veya sesin anlaşılmaması gibi sorunlarla karşılaşsak da, hem konuşurken ses kalitesini yğkselten, hem çekim sorunlarını ortadan kaldıran hem de pek çok lokasyonda (yurtdışı gibi) daha uygun fiyatlı “ses” iletimini, bize LTE ya da WiFi gibi yüksek hızlı servislerle sunabilen teknolojiler Dünya’da giderek yaygınlaşmaktalar.

Örneğin Voice Over LTE anlamına gelen VoLTE teknolojisi birkaç aydır ülkemizde kullanımdaydı. Bu teknoloji sayesinde arama yaparken 3G’ye düşmeden LTE’de kalıp, daha yüksek ses kalitesi ile konuşma yapabiliyorsunuz. Voice Over WiFi anlamına gelen VoWiFi özelliği de, birkaç aydır Samsung S6/7 ve LG G4/G5 model telefonlardan kullanıcılara sunuluyordu. iPhone’larda ise VoWiFi servisi ülkemizde ilk kez Turkcell tarafından geçtiğimiz günlerde abonelerine sunuldu. Yani artık Turkcell’li iPhone kullanıcıları bu teknolojiyi kullanabilir durumdalar. 🙂 Peki sesi WiFi üzerinden ileten VoWiFi nedir, nasıl çalışır gelin hep beraber inceleyelim.

turkcell-iphone_vowifi

iPhone için Turkcell VoWiFi kullanımı şimdilik sadece iPhone SE, iPhone 6, 6 Plus, 6S, 6S Plus ve 7, 7 Plus modellerinde geçerli durumda. Kullanıma başlamadan önce iPhone’unuzun yazılımının ve operatör ayarlarının güncel ve telefon ayarlarınızda ise WiFi ile aramanın “açık” konumda olması gerekiyor. Nasıl kullanırım derseniz, öncelikle mobil kapsamanın olmadığı ya da zayıfladığı alanlarda örneğin bir binanın zemin katları, gökdelenlerin üst katları, otoparklar gibi hücresel kapsama sorunu yaşanan alanlarda, eğer WiFi üzerinden internet erişiminiz varsa, VoWiFi sayesinde HD kalitesinde “ses” ve “video” arama gerçekleştirilebilir, mesajlaşma yapabilirsiniz. Veya diyelim ki uçaktasınız, eğer WiFi erişiminiz varsa Turkcell şebekesine bağlı olarak HD kalitesinde arayıp aranabilirsiniz,  mesajlaşmaya devam edebilirsiniz. Eğer yurtdışındaysanız, WiFi erişimi olan noktalarda internet üzerinden yine Turkcell şebekesine bağlanarak roaming ücreti ödemeden Türkiye’deki tarifelerinizle servislerden faydalanabileceksiniz. Böylece konuşma masrafınız hem operatör hem de sizin için daha uygun hale gelecek. 🙂 Servisi hemen test etmek isterseniz, iPhone’lu ve Turkcell’liyseniz telefonunuzu uçuş moduna alarak WiFi bağlantısı üzerinden siz de bu yeni servisi kolayca deneyimleyebilirsiniz. Eminim farkedeceksiniz, ses kalitesi gerçekten iyi!

Deloitte’un 2015’te sunduğu, bu yeni iki iletişim teknolojisinin kullanım öngörülerinin yer aldığı raporda 2016 için Dünya’da yaklaşık 300 Milyon kullanıcıdan bahsedilmiş durumda.

deloitte_vowifi_volte

Bu teknolojilerin günlük hayatımızda yer alan diğer  bir faydası ise mesela iş yerinizde veya otoparkınızdayken VoWifi ile başlattığınız telefon görüşmeniz, bu ortamdan dışarıya çıktığınızda VoLTE’ye transfer edilebiliyor. Kesintisiz bir iletişim sunan handover senaryosunun tersi de mümkün. Yani dışarıdayken başlattığınız VoLTE çağrısı kapalı alana girdiğinizde VoWifi’ya transfer edilip, çağrı sürekliliği sağlanıyor. Tüm bu servislerin, ülkemizdeki güncel kullanım alanları için son söz elbette ki operatörlerde. 🙂 Dünya’da yaygınlaşması önümüzdeki 10 yıl içinde ciddi oranda artacak VoWiFi’ı, iPhone’unuzda nasıl kullanabileceğinizi anlatan bu kısa videoyu izlemenizi öneririm.

#CES2017’nin En Favori 7 Akıllısı

ces-2017

Bu yıl aynı zamanda 50. yaşını kutlayan ve 175.000’den fazla katılımcının, dünyanın önde gelen teknoloji şirketleri ile bir araya geldiği teknoloji fuarlarının en popülerlerinden olan Tüketici Elektroniği Fuarı CES 2017’de, yakın gelecekte hayatımızı yeniden şekillendirecek sürücüsüz otomobillerden, üç ekranlı bilgisayarlara kadar birçok akıllı ürün ve servis 5-8 Ocak tarihlerinde Las Vegas’ta tüm dünyaya tanıtıldı. Tüm yıl konuşacağımız ve teknolojiyi yeniden şekillendiren bu ürün ve servislerle ilgili size özel hazırladığım favori 7’liyi gelin yakından inceleyelim. 🙂

1-Kuri Kişisel Ev Robotu: Oldukça akıllı ve oldukça eğlenceli ev robotu Mayfield Robotics ürünü Kuri, yaklaşık 50 cm uzunluğunda ve 14 kg ağırlığında. Fotoğraf ve video çekebilen, yüzleri tanıyan ve evi izleyebilen dahili bir HD kameraya sahip etkileyici gözlere sahip Kuri’nin ayrıca uzaktan kumandaya izin veren bluetooth ve wi-fi bağlantısı ve Kuri’nin kullanıcılarıyla iletişim kurmasına izin verebilecek yüksek teknoloji bir mikrofon da bulunuyor. Ayrıca nesneleri algılayan sensörleri de olan Kuri pili ve şarj istasyonu ile birlikte çalışabiliyor.


2-Catspad Kedi Bakım Ünitesi: Kediler için bir akıllı bakım ünitesi olan Catspad, kedilerin insan müdahalesine ihtiyaç duymadan yaklaşık bir ay gibi bir süre boyunca taze kuru mama yemelerini ve temiz su içmelerini sağlayabiliyor. 1.7 kg kuru mama ve 8 litre su alabilen ünite, internete bağlanabiliyor ve mobil uygulaması üzerinden kontrol edilebiliyor. Catspad’in bir diğer dikkat çekici özelliği ise birden fazla kediye sahip olunması durumunda renklerine göre kedileri ayırt edebilmesi ve her bir kedi için ayrı profil tanımlanmasına da olanak sağlaması.

3-Sleep Number 360 Akıllı Yatak: Saatiniz, telefonunuz ya da benzeri bir cihaza gerek kalmadan, direkt yattığınız yatağın kendisini akıllı hale getiren uygulama, başta uyku olmak üzere tüm yatak verilerinizi telefonunuz üzerinden kontrol etmenizi sağlıyor, nasıl mı? Yatış pozisyonunuzu inceleyip kendini bunu göre ayarlıyor. Böylece yatak kaynaklı bel ağrılarının önüne geçiyor. Yatak aynı zamanda nefes alış verişinizi kontrol edip horlamaya başladığınız zaman yastık tarafını yükselterek soruna çözüm üretiyor.

4-Kérastase Hair Coach Akıllı Fırça: Withings ve L’Oréal ortaklığıyla üretilen akıllı fırça wi-fi bağlantısı ile saç fırçalama alışkanlıklarınızla ilgili bilgileri toplayarak saçınıza daha iyi bakım yapmanızı sağlamayı amaçlıyor. Aynı zamanda üzerinde bir mikrofon da olan ürün, saçınızı fırçalarken çıkan sesleri dinlerken 🙂 sensörler, jiroskop ve ivmeölçer yardımıyla analiz yapıp, saçın durumunu ve taranma şeklini değerlendirip, mobil uygulaması üzerinden kullanıcısına geri bildirim sunuyor. 2017’nin ortasında piyasaya sürülmesi beklenen bu akıllı fırça böylece size saçınızı yanlış tarayıp taramadığınızı söylüyor.

5-CowaRobot R1 Akıllı Valiz: Dünya’nın ilk robotik bavulu olma özelliğine sahip bu akıllı bavul, seyahatlerde kullanıcısının “bavulum nerede?” derdine son vermeyi amaçlıyor. Akıllı telefon ile kontrol edilebilen bu yetenekli bavulu diğer akıllı bavullardan ayıran en önemli özelliği ise, otonom özellikleri sayesinde verilen komutları birebir uygulayıp çevredeki nesne ve engellerin farkına vararak kullanıcısı başarıyla takip edebilmesi.

 

6-Razer Project Valerie & Project Ariana: Razer CES’te oyun severler için oldukça dikkat çekmeyi başaran iki projesini sergiledi. Bunlardan ilki Project Valeri: Dünya’nın ilk 3 ekranlı diz üstü bilgisayarı olma özelliği taşıyan cihaz 3 adet 17.3 inçlik 4K ekrana ve 11520 x 2160 piksellik görüntü kalitesine sahip. Diğer ürün ise Project Ariana: Bulunduğunuz mekanda, örneğin evinizin salonunda yüksek kalite bir oyun deneyimi yaşamak isteyenler için geliştirilmiş 4K kalitesinde bir projeksiyon aracı. Şimdilik sadece bir konsept olarak tanıtılsa da, Razer uygulamayı bu yıl içinde kadar gerçeğe dönüştürmeyi planlıyor. 🙂

7-Intel 360 derece Drone: Intel’in 5G ve sanal gerçeklik alanındaki inovasyonları, dünya ile etkileşimimizi değiştirirken, bu etkileyici sanal gerçeklik teknolojisiyle kendinizi bir anda futbol sahasının içinde bulabilir veya 360 Replay teknolojisiyle o futbol maçını her açıdan izleyebiliriz. Ve son olarak CES 2017’deki Intel basın konferansında ise, dünyada ilke kez “canlı” 360 derece sanal gerçeklik” deneyimi ile izleyicilere bağlantı sağladı. Böylece konferansa katılanlar 360 derecelik bir manzara eşliğinde Las Vegas’ta 2.000 dönümlük bir güneş enerjisi çiftliğinde neredeyse uçmak için hazırlandılar. Bu deneyimi canlı olamasa da, yaşamak isteyenleri aşağıdaki videoya malesef sadece desktop’tan bekliyorum. 🙂 İzlerken mouse’unuzu sağa-sola, yukarı-aşağı hareket ettirmeyi unutmayın!

intel_drone_360_live

Akıllı Ürün İnceleme: Volkswagenim Anahtarlık Uygulaması

Dünya her şeyin birbirine bağlanabildiği Nesnelerin İnterneti devriminde hızla yol alıyor. Artık Nesnelerin İnterneti kavramı, başta teknoloji markaları olmak üzere dijital dönüşüm peşinde olan birçok markanın öncelikli konusu diyebiliriz. connected_carGE’nin tahmini 2020’de Dünya’da 25 Milyar bağlantılı nesne olacağı yönündeyken, Gartner’a göre 2020 yılına geldiğimizde yaklaşık 250 Milyon akıllı arabanın yer alması öngörülüyor. Dünya’da şu an 3,5 Milyar internete bağlı aktif kullanıcı varken, 10 Milyar bağlantılı nesne mevcut ve bu sayının önümüzdeki dönemde katlanarak artması beklenmekte. Çünkü artık günlük yaşantımızda üzerimize giyip veya taktığımız aksesuarlarda, evimizde, arabamızda, şehir içi ulaşımda, sanayide karşımıza nesnelerin interneti kavramı çıkacak. Aslında tüm bu oluşumun tek bir amacı var: Hayatımıza Değer Katmak. Peki bu “Değer Katma” durumu günlük hayatımıza nasıl yer alabilir?

volkswagenim_anahtarlik_11.JPG

Beacon uygulamaları konusunda Türkiye’nin önde gelen girişimlerinden Blesh, geçtiğimiz haftalarda Volkswagen Türkiye’yle birlikte özel bir projeye imza attı. Volkswagen araç sahiplerine yönelik Volkswagenim uygulamasıyla çalışan akıllı anahtarlığı sayesinde, kullanıcılar artık kayıp anahtarlıklarını kolayca bulup hatta anahtarlıklarını bir selfie kumandası olarak ta kullanabiliyorlar.

Geçenlerde detaylı inceleme fırsatı bulduğum ve o günden beri severek kullandığım bu özel Volkswagenim anahtarlığın 3 temel fonksiyonu bulunuyor:

anahtarim-nerede1-Anahtar bulma,

2-Telefon bulma ve

3-Selfie kumandası.

İlk iki özellik, aslında hemen hemen hepimizin başına gelen, araba anahtarını çantada bir türlü bulamama durumunda, akıllı telefonunuz üzerinden anahtarlığınıza sinyal göndermek olarak özetlenebilir. Veya tam tersini düşünün, elinizde arabanızın anahtarlığı varken telefonunuzu bulamama durumunda anahtarlık üzerindeki VW logosuna iki kez bastığınızda, telefonunuzun sesli bir sinyalle size “Ben Burdayım” diyip, yerini göstermesi olarak ta özetlenebilir.

volkswagenim_anahtarlik_22

Ve tabii ki dayanamayıp, anahtarlığın içini açtım! 🙂 Volkswagen’in Türkiye’deki araç sahipleri için sunduğu Volkswagenim mobil uygulamasına eklenen akıllı anahtarlık, baştan sona Blesh tarafından geliştirilen Bluetooth tabanlı bir özellik. Pille çalışan akıllı anahtarlığın batarya doluluk oranı uygulama içinden takip edilebiliyor. Anahtarlığın bir diğer işlevi de pratik bir selfie kumandası olması. Telefonunuzla, anahtarlıktaki Bluetooth mesafesi kadar uzaktayken, selfie çekebilmenize olanak sağlıyor. Bunun için telefonu bir noktaya sabitleyip, örneğin grup halinde bir fotoğraf için telefonun birkaç metre karşısına geçerek, anahtarlık üzerindeki logoya basmak yeterli oluyor. Uygulamanın kullanımına yönelik detayları aşağıdaki videodan da izleyebilirsiniz. Eğer “benim de olsun” diyorsanız, Volkswagen Shop üzerinden bu özel anahtarlığı hemen satın alabilirsiniz.

#Webrazzi16 Notlarım: Hayatımız Mobil-Online Video-Sosyal Medya

İnternet girişimleri, sosyal medya ve dijital pazarlama konularına odaklı herkesin yakından takip ettiği, Türkiye’nin en popüler teknoloji bloğu Webrazzi‘nin her yıl düzenlediği ve aynı zamanda sektöre yön veren herkesin bir araya gelme fırsatı yakaladığı Webrazzi Summit bugün yine dolu dolu gerçekleşti. Hatırlıyorum da, neredeyse 50 kişilik gruplarla başlayan ilk Webrazzi’lerden bugüne, internet ekosistemine yön veren birçok ajans, mecra, altyapı, medya kurucuları, yöneticileri ve yatırımcılar yine bugün de sahnede, dijitale olan tutku ve inançlarıyla bol bol data içeren konuşmalarıyla sektörü değerlendirdiler. Öne çıkan üç odağın başında ise yine mobil vardı. 🙂

alemsah_webrazzi_164129 Grey CEOsu Alemşah’ın sunumunda yer alan mecra bazlı reklam harcamalarını değerlendirirken mobil internet kullanımındaki ciddi artışın dijitale yön verdiğine değindi. Ayrıca “yeni nesil” müşterilerin günümüzde pek çok cihaz veya ekran üzerinden markalarla etkileşime girdiklerini ve bu alanda “deneyim tasarımı“nın kritik bir rolü olduğunu vurguladı. Bu arada ekran demişken, evet izlemeyi seviyoruz 🙂 ve tabii ki online video, mobilden sonra yine Webrazzi Summit’te birçok konuşmacının ana başlıklarındandı.

kanal_d_youtubeDoğan TV Holding Dijital Reklam ve Satış’tan Sorumlu Grup Başkan Yardımcısı Haymi Behar sunumunda, Kanal D Youtube Eylül ayına ait çarpıcı kanal verilerini paylaşırken, dünyanın en büyük müzik topluluğu @netdcom özelinde de, kullanıcılarının %25’inin yurtdışından olduğu gibi ilgi çeken bazı dip notları da paylaştı. Ayrıca DTVH kanallarının reklam satışında YouTube ile resmi olarak partner olduklarını da açıkladı.

instagram_kullanici_aliskanliklari

Mobil ve online videodan sonra ise, öne çıkan üçüncü başlık sosyal medyanın günlük hayatımızdaki gizli gücü oldu. “Türkiye’de Instagram ve Kullanıcı Davranışları” sunumuyla, Facebook Türkiye’den İlke Çarkçı ülkemizde 22 milyon aktif Instagram hesabının olduğunun altını çizerken, yine aynı araştırmaya göre haftanın her günü, günde ise en az 13 kez bu hesaplarımızı kontrol ettiğimizi paylaştı. 🙂 Sunumunu ise, Instagram kurucusu Kevin Systrom‘un bu bağlılığımızı en iyi özetleyen o efsane cümlesiyle tamamladı: “Instagram is a real-time visual pulse for what is happening in the world.”

img_5863
Ayrıca Summit içinde yer alan ve girişimcilik ekosistemiyle yeni girişimleri buluşturan Webrazzi Arena’da, aynı zamanda kendileriyle tanışıp, sohbet etme fırsatı da yakaladığım Evdeki Bakıcım bu senenin şampiyon girişimi seçildi. Lokasyon bazlı “mobilefirst”stratejisi ve sosyal medya etkileşimli büyüme stratejileriyle önümüzdeki yıl adını daha sık duyacağız şimdiden söylemesi. 🙂

Bu sene de yine dolu dolu geçen bir Webrazzi Summit daha geride kalırken, yazıma ekleyemediğim diğer tüm konuşmacıların oturumları veya paylaşımları için buraya tıklayabilirsiniz. Organizasyonda emeği geçen herkese ve tabii ki Arda Kutsal‘a ise biz internet tutkunlarını bir araya getirdiği için ayrıca tekrardan teşekkürler.

Hikaye Anlatıcılığının Etkisi ve Formülü Nedir?

tezgahcilar_1

İlhamını bir tezgah arabasındaki dinamizmden alarak kendilerini aynı zamanda”yeni nesil eğitim atölyesi” olarak ta adlandırabileceğimiz Tezgahçılar‘ı, bir yılı aşkın zamandır takip ediyorum. Kişisel gelişimden, iş ağı kurmaya, nefes tekniklerinden, dramaya, sosyal medyadan, içerik üretimine kadar pek çok farklı alanda atölyeler düzenleyerek kısa zamanda büyük ilgi gören Tezgahçılar ile yolumuz en sonunda geçenlerde gerçekleşen “Barış Özcan ile Hikaye Anlatıcılığının 7 Sırrı” eğitiminde kesişti.

Kanalından hayata dair sanat-tasarım-teknoloji hikayelerini hayranlıkla takip ettiğim, aynı zamanda YouTube‘un dünya çapında seçtiği 12 değişim elçisinden biri olarak seçilen Barış Özcan: “insan hikaye anlatabilen bir canlıdır” diyerek başladığı eğitiminde, hikaye anlatıcılığı formülünün problem, çözüm ve hayalgücü arasında nasıl şekillendiğini aktardı. Ayrıca ne anlatırsanız anlatın, yüzünüze yansıyan en doğru ışıkla “gözlerdeki o parıltının” yansımasının önemini, adeta bir yemeğin gizli sosuymuşçasına dip not olarak eklemeden geçmedi. 🙂

baris_ozcan

Eğitime, insanlık tarihinde hikayelerin önemini, hikaye anlatmanın insana kattığı değerleri ve bu yeteneğin hayatımızdaki kritik rolünü anlatmaya hikaye anlatıcılığının temel taşlarından olan “ateş” kavramıyla devam etti. Düşünün ki insanlık tarihinde hep bir ateş etrafında hikayeler anlatılmış, yaşam şekillenmiş ve hatta bize de milyonlarca yıl sonrasına bile anı olarak kalmış mağara içi kazılmış imajlar figürler bulunuyor. O dönemde hikaye anlatımında toparlayıcı unsur ateşken belki de günümüzde bir kahve bile olabiliyor. Esas önemli olan, en az iki insanı birleştiren bir oluşum etrafında paylaşımı gerçekleştirmenin büyüsü ve gücü aslında.

the-storytellers-secret-3-keys-to-mastering-storytelling-to-win-hearts-and-minds-13-638

Bu arada günümüzde de hala ateşi kullanmıyor değiliz. 🙂 Eğitimden aklıma kazınan yaklaşımlardan; inovasyon ve girişim alanında içinde bulunduğumuz yüzyıla damgasını vuran ve aynı zamanda Virgin kurucusu olan Richard Branson’un bu tekniği hala koruduğu ve takım arkadaşlarıyla evindeki bir kamp ateşi etrafında hikaye anlatım sohbetleri düzenleyerek yeni fikirler ve iş modelleri geliştirdiğini, başarısının arkasındaki küçük detaylardan biri olarak öğrendiğim.

beyin_baris_ozcan

Peki ne oluyor da, beyin bu hikayeleri dinliyor? Beynimizde öne çıkan 3 alan ya da daha doğru bir anlatımla beynimizde tetiklenen 3 ana hormon bulunuyor. Hikaye anlatımında ise bu 3’ünü temsil eden 3 yaklaşım bulunuyor: Ethos, Pathos ve Logos. Latince kökenli bu 3 temel taşını, günlük dile çevirirken Etik-Duygu ve Mantık olarak aktarabilirken, bu 3’ünün hikaye anlatımında birbirleriyle nasıl bir etkileşimle yansıdıklarını ise, en iyi Harry Potter açıklamakta. 🙂

harry-potter_ethos
Evet, eğer biraz dikkat edersek, izlediğimiz her filmde veya dinlediğimiz her hikayede kahraman ana karakter olarak birleştirici etkisiyle bir güven kaynağı olarak hikaye ya da filmde başroldeyken, yardımcı karakterlerden mutlaka biri duygusal yönü ağır diğeri ise mantık savunucusu rolüyle karşımıza çıkarak hikaye ya da filmin o inişli çıkışlı sahnelerini, ruhuna heyecan katarak  bizi bir “yolculuğa” çıkarıyor ve hem kalbimize hem beynimize ulaşıp bizi o yolculukta A noktasından B noktasına götürüyor öyle değil mi?

Her yolculuk aslında bir değişim demek ve her yolculukta yeni hikayelerle yeni fikirler öğreniyoruz. Tezgahçılar sayesinde, keyifli ve bir o kadar da ufuk açıcı  bu eğitimin sonunda “fikirleri hikaye formunda anlatabilme becerisi belki de öğrenip öğrenebileceğimiz en önemli kabiliyettir” diye sunumunu tamamlayan Barış Özcan’ı takip etmek isterseniz buraya tıklayarak Youtube kanalına hemen abone olabilirsiniz. Hikaye anlatıcılığı üzerine bu kadar değinmişken, blog yazımı kendisinin “Yedi Yılda Bir” isimli TedX konuşmasıyla tamamlıyorum. Gözlerimizdeki ışık hep parıldasın! 🙂

 

 

#HacknBreak: Dijital Dönüşüm, Endüstri 4.0 ve Gelecek…

Dijital Dönüşüm, Endüstri 4.0 ve Gelecek… Tüm bu konu başlıkları, Türkiye’nin İlk Açık İnovasyon Kampı ve Konferansı olma özelliğini taşıyan HacknBreak‘te, 20-27 Ağustos tarihleri arasında İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nde oldukça keyifli ve yaratıcı bir atmosferde ele alındı.  Yeni teknolojiler üreten ve geleceğin teknoloji modellerini tasarlayanlarla melek yatırımcı ve firmaları buluşturarak bir ilke imza atarak sektöre yeni bir soluk getiren, Turkcell’den eski çalışma arkadaşım Zehra Doruk ile birlikte Murat Küçükgirgin’a bu inovatif organizasyonun mimarları olarak ne kadar teşekkür etsek azdır.

hacknbreak_team

Peki HacknBreak tam olarak neleri kapsak derseniz, isminden anlaşılacağı gibi hem işin içinde hem Hack hem Break var aslında. 🙂 Öyle bir ortam düşünün ki; bir yanda hackathonlar, ideathonlar, workshoplar, diğer bir yanda ise windsurf, yoga, bisiklet, yüzme keyfi ve özel müzik dinletileri gibi daha pek çok etkinlikler. İşte HacknBreak teknoloji ve inovasyon tutkunlarının deneyimlerini paylaştığı, kodlar ve yaratıcı fikirlerin havada uçtuğu, yaratıcı insanlarla network gelişimine katkısı olan ve isteyenler içinse konaklamayı Urla’nın kuş ve dalga sesleri arasında çadırlarla bile mümkün kılan eşsiz bir organizasyon.

hacknbreak_acik_inovasyon

Toplamda 750 kişinin katıldığı, 70 mentor ve konuşmacının yer aldığı, 16 konferans ve 95 aktivite gerçekleştirildiği kampta aynı zamanda Maker hareketi (kendin yap), crowdfunding (kitle kaynak finansman) modelleri, nesnelerin interneti (IoT), büyük veri, bulut bilişim ve yapay zeka entegrasyonuna yönelik çözümleriyle Ar-Ge, ürün geliştirme, işbirliği, IOT, web teknolojileri, UI, UX üzerine eğitim ve workshoplar da düzenlendi. Startup Proje Sunumları’nda, STEM eğitimi kapsamında 16 yaşındaki geliştiricilerden oluşan ve robot teknolojileri üzerine çalışan “Gelecek” adlı ekip TEMSA’dan sponsorluk alma şansı yakalarken, teknoloji tutkunu katılımcılara yine yazılım ve inovasyona yönelik yarışmalarda pek çok ödül ve girişim desteği de sunuldu. Kampta ayrıca vurgulanan önemli bir konu başlığı ise, “Açık kaynaklı ters inovasyon”du. Yani yerel Ar-Ge’yi teşvik ederek ülkemizde gençlerin ve inovasyona meraklı kitlelerin gerçek iş modelleri, gerçek kaynaklar ve gerçek eğitimlerle buluşturulması.

Sadece kampın son ve aynı zamanda da konferans günü olan kısmına katılabilmeme rağmen birbirinden değerli mentor, melek yatırımcı, girişimci, ürün geliştirici, öğrenci birbirinden yaratıcı kişilerle bir aradayken sanki bir haftadır ordaymışım gibi hissettim diyebilirim.

IMG_5194Ve tabii ki yine Turkcell’den eski yöneticilerim ve çalışma arkadaşlarımın teknoloji ve inovasyona yönelik sektöre ne kadar değer kazandırdıklarını görmekten ve bu sinerjiyi her ortamda her ana solumaktan ayrıca motive olduğumu söylemeden geçemeyeceğim.

Peki sırada ne mi var? Kampı diğer yandan “Daha iyi bir gelecek için mola” diye yorumlayarak, böylesine başarı ve keyif dolu bir organizasyona imza atan Zehra ve Murat, şimdiden teknoloji ve inovasyona gönül vermiş yüzlerce “HachnBreaker” ile bu keyifli organizasyonun part 2-3-4’lerini planlamak üzere kolları sıvadı bile! 🙂

#PokémonGo ile 4. Dijital Dalgaya Girdik!


pokemon-go-oyunu
Niantic Games
tarafından geliştirilen artırılmış gerçeklik uygulaması Pokémon Go, yayınlandıktan sonraki kısa sürede büyük bir viral başarı yakaladı. Pokémon Go, günlük 21 milyon aktif kullanıcı sayısıyla, Candy Crush Saga’nın 2013 yılında gerçekleştirdiği 20 milyon günlük aktif kullanıcı rekorunu geçti ve Amerika tarihinin en büyük oyunu oldu. Günlük aktif kullanıcı sayısı bakımından ise, şimdiden Tinder ve Twitter’ı geçtmiş durumda.

pokemon-go-640x540

Hikayesi aslında, Google’ın 2014’ün 1 Nisan şaka gününe özel Google Maps ve Pokémon’la sunduğu ve on sekiz milyondan fazla izlenme elde eden yayımlanan olarak yayımlanan viral videosu ile başladı. Nintendo‘nun 6 Temmuz’da Pokémon Go‘yu iOS ve Android platformundaki oyunculara açmasıyla, oyunculardan çok büyük ilgi gören oyun kısa sürede adeta bir çılgınlığa dönüştü diyebiliriz. Mobil uygulama analitik şirketi SensorTower verilerine göre ise, Pokémon Go’nun sadece iOS platformundan elde ettiği günlük gelir yaklaşık 1,6 milyon dolar. Peki neydi bu oyunu bu kadar tutku haline getiren? Yoksa artık artırılmış gerçeklik bizi sokak sokak elimizde cep telefonuyla koşturacak noktaya mı getirdi? 🙂 Cevabı evet. Artık Dijital Dönüşüm yolculuğumuzda Pokémon Go ile 4. dalga içindeyiz.

Digi-Capital-Platform-Waves

 

Dijital Dönüşüm yolculuğunda 4. dalga içinde artırılmış gerçeklik (AR), sanal gerçeklik (VR) ve karma (MR) gerçeklik ile gerçek dünya ile sanal dünya arasındaki çizgi yok oluyor. IMG_4077Aslında bu dalgaya bir süredir girmiştik, mesela en popüler artırılmış gerçeklik uygulamalarından Blippar ile pekçok marka blippable içerikler üretip kullanıcılarla eğlenceli bir dille kampanyalarını sunuyorlardı. Veya yakın zamandan bir örnek vermek gerekirse, Snapchat’in hepimizi esir alan yüz tanıma uygulamasıyla bizi farklı karakterlere bürümesi de yine bir artırılmış gerçekliktir. Mesela uygulama üzerindeyken, selfie çekermiş gibi ekrana bakıp bir anda kendinizi palmiyelerin altında bile  buluverebilirsiniz. 🙂

Evet biz Pokémon Go ile sokak sokak dolaşırken aslında lokasyon bazlı pek çok bilgimizi de uygulama üzerinden paylaşıyoruz. Bu bilgi paylaşımlarının her biri aslında markalar açısından o kadar kıymetli ki…Markaların ürünlerini, logolarını, bize özel mesajlarını tam da o en heyecanlı anda en etkin içerikle sunmalarının kıymetine paha biçilmeye yakında başlanacak! 🙂 Hatta arıtılmış gerçeklik ile o anda alışveriş bile yapabileceğiz. Özetle artık farklı bir boyut daha katıldı hayatımıza. Ama bu kadarı da olmaz demeyin. Bu 4. Dijital Dönüşüm dalgasında yer alan anlık iletişimler ve etkileşimlerin tek amacı aslında hayatımızı  havada ve karada bize özel içeriklerle, hayatımızı daha da kolaylaştırmak ve keyiflendirmek. Bu arada havada derken, Dronémon Go oynamak istersiniz belki? 🙂

 

Dijital Dönüşüm Nedir?

never_offline

Dijital Dönüşüm hem ülkemizde hem de tüm Dünya’da şirketlerin şu an en popüler ve bir o kadar da kritik bir gündemi. Değişen ve çeşitlenen müşteri beklentileri ile verimlilik ve rekabet baskısı öyle bir noktada ki, yenilikçi fikirlere yatırım yapmak; tasarım, üretim
ve sunumda teknolojiyi odağa yerleştirmek artık kaçınılmaz. Özellikle son 7-8 yılda hayatımıza derinlemesine etki eden dijital oluşumları yakın çevremize sorduğumuzda, genellikle Google, Facebook ve Silikon Vadisi’nden bahsedilmekte. Ama aslında global pazarda dijital dönüşümde ciddi çaba gösteren şirketlerin bulundukları sektörler çok daha çeşitli ve sayıları çok daha fazla. Türkiye’de ise Dijital Dönüşüm çok konuşulmasına rağmen, rakamlara bakıldığında henüz yolun başında olduğumuz söylenebilir. Konuyla ilgili Samsung, TÜSİAD, Deloitte Türkiye ve GFK’nın ortak hazırladıkları “Türkiye’deki Dijital Değişime CEO Bakışı” araştırmasına göre; geleceğin iş dünyasına şekil verecek Dijital Değişim sürecine şirketlerin %90’ında üst düzey yöneticiler liderlik ediyor. Peki “Dijital Dönüşüm” denince herkes aynı şeyi mi anlıyor? Elbette hayır, ama önemli olan Dijital Dönüşüm yolunda müşteri ihtiyacını merkeze koyup, atılacak adımları belirleyip, hedefe doğru hız kesmeden koşmak. Peki bu değişim nasıl ölçülür, nasıl yönetilir?

dijital_degisim_gostergeleri_2016

Dijital Değişim’in ölçümlenmesine örnek olarak, yine aynı araştırmada yer alan dijital kanallardan gelen ciro yüzdesi, dijitale ayrılan yatırım yüzdesi, dijital stratejinin net ve anlaşılır olması gibi dijital olgunluk düzeyi ile ilgili değerlendirmeler göz önüne alındığında; dijital değişim açısından Türkiye yolun başında olsa da, CEO’ların gözünden de bu sürecin hızla gelişeceği görülüyor. Dijital Dönüşüm’ün yönetilmesine örnek olarak ise, son zamanlarda okuduğum en iyi analizlerden A.T. Kearney ‘nin GSM Association (GSMA) ile birlikte yayınladığı “Internet Değer Zinciri” raporunda; internette yer alan içeriklerin, son kullanıcılara ulaşana kadar farklı dikeylerde ne anlam ifade ettiklerini özetlemiş.

a.t.kearney_internet_value_chain

Araştırmaya göre son 5 yılda, Internet Değer Zinciri dikeyleri arasında Online Servisler daha hızlı büyümekteler. Telekom operatörlerini kapsayan Bağlanabilirlik (erişim) dikeyinin ise, önümüzdeki 5 yılda yıllık ortalama sadece %7 büyümesi öngörülüyor. Ancak bugün kime sorsak Türkiye’den dijitalde başarıyı yakalamış bir şirkete örnek verin desek; telekom operatörleri en başta sıralanır. Ama analize göre global pazarda seyahat veya müzik gibi online servisler diğerlerine göre çok daha hızlı dijital büyüyor. Bu nedenle telekom operatörleri de bugün online servislerinde (VAS) farklı ne gibi inovasyonlar yapabileceklerini planlamaktalar.

Dijitalleşme ve internet değer zincirinde pazar durumu ve öngörüler

Dijital Dönüşüm’den bahsedildiğinde aslında dijital yıkım (digital disruption) ve hatta başarısızlıklar da konuşulan konular arasında. “Dijital yıkım” diyoruz. Neden mi? Mesela 10 yıl öncesinde nasıl uçak bileti aldığınızı düşünün ve şimdi nasıl aldığınız ile karşılaştırın. İnternet bize daha çok çeşit, daha fazla karşılaştırma imkânı ve daha kolay erişim sağlarken, aynı zamanda herhangi bir saatte, herhangi bir ürünü satın alabilme imkânı da veriyor. Veya bugün bir araç sigortası satmak istesek, bunu bir akıllı telefon üzerinden yapmak konusunda hiçbir sorun yaşamayız. Ama burda en büyük hata, offline iş modeli sürecini, olduğu gibi online kullanıcı deneyimine aktarmak olur. Çünkü yürürken ya da taksideyken akıllı telefonumuzu kolayca kullanabiliriz, ama uzun dipnotları okuyamayız. Veya o sigortayı satın almak için 2 ya da 3 kereden fazla tıklamamız gerekiyorsa, satınalmaya o kadar yaklaşmışken vazgeçebilir, onay işlemini daha sonraya erteleyebiliriz.

Günümüzde Dijital Dönüşüm, mevcut iş modellerini riske edip dijital dönüşüme ayak uyduran yeni bir iş modeli benimsemek ya da mevcut iş modelini korumaya çalışmak arasında gidip gelmekte. Dijitalleşme bazı şirketlerde yeni bir dijital iş modelinin mevcut gelir ve kâr yapısına zarar verme riski olduğu varsayılarak bir tehdit gibi algılansa da, diğer yandan bazı şirketlerde de dijital dönüşümü benimsemekte geç kalıp fırsatları rakiplere kaptırma ve hatta mevcut iş modellerinin uzun dönemde tamamen değersiz hale gelme riski altındalar. Sonuç olarak dijitalleşme yolunda şirketler “müşteri memnuniyeti” etkisi mi, yoksa “hayatta kalabilmek için” mi dijitalleşme sorusuyla karşı karşıya kalıyorlar. Zaten Dijital Dönüşüm’de başarı da, bu iki farklı modelin ne şekilde yönetildiği ile ilgili. Çünkü esas yıkıcı etki tam da bu noktada gizli! 🙂

Formül: Dijital Dönüşüm’de yıkıcı etki için müşteri merkezde olmalıdır. Dijitalleşmeyi şirketlerin organizasyon ve iş modellerine etkin şekilde benimsetmek, DNA’larına işlemek gerekir. Dijitalleşme sürecinin hızlandırılması, sadeleşmesi gerekir. Özetle, “Dijital Dönüşüm, iş dünyasında rönesanstır!”

Blog at WordPress.com.

Up ↑

%d bloggers like this: