Search

Akıllı Ürün İnceleme: La Roche-Posay’den Giyilebilir UV Ölçen Bant, 🌞 My UV Patch 💙

IMG_5858

Nesnelerin İnterneti (IoT) sayesinde sağlık ve kozmetik sektöründe yaşanmakta olan heyecan verici Dijital Dönüşüm adeta bir devrim yaratıyor. Nesnelerin İnterneti’yle birlikte geleneksel sağlık hizmetleri artık mobil sağlık uygulamalarına, gerçek zamanlı hasta verilerine ve internet destekli uzaktan takip sistemlerine dayanan yeni bir dijital hizmet modeline doğru evrilirken,  kozmetik devi L’Oréal ise ilk olarak 2016 CES fuarında lanse ettiği, La Roche-Posay‘in güneşin zararları konusundaki kararlı çalışmaları sonucu geliştirdiği Dünya’nın ilk giyilebilir UV ölçen bandı UV Patch ile yine bir ilke imza atmıştı hatırlarsanız. Yeni nesil kozmetik dünyasına ışık tutan bu özel ürünü, geçen sene blogta 📌heycanla paylaşırken, bant bu yaz ülkemizde sahalara çıktı ve sonunda kendisini yakından deneyimleme şansım oldu. Bant nasıl aktif oluyor, UV ölçümünü nasıl paylaşıyor, özel uygulamasında hangi özellikler yer alıyor diye merak ediyorsanız, gelin birlikte detaylara geçelim.

IMG_4916

Güneşi seviyoruz. Yaz sezonun bitmiş olmasını henüz kabullenemediğimiz şu ılık Eylül ayında bile aklımızda yaz tatillerimizden kalan bol güneşli anılar, kumsallar, 🏖plajlar varken aslında iklimsel olarak ne kadar şanslı olduğumuzun farkındayız. Ama aynı zamanda da, bir o kadar da şanssız olduğumuzun farkında mıyız? Şanssızız, çünkü günümüzde cilt kanseri oranı giderek en yüksek seviyelerine ulaşmakta. İşte tam da bu konuda farkındalık sağlayan L’Oréal Teknoloji Geliştirme Merkezi’nin, Ipsos ile birlikte 23 farklı ülkede 20.000 kişinin katıldığı araştırması, güneşte zaman geçiren 10 kişiden 8’inin uygun önlemleri almadığını raporlamakta. İnovasyona yaptığı yatırımı, aynı zamanda çatısı altındaki markalarının ürün yelpazesine eklediği yenilikçi ürünlerle de taçlandıran L’Oréal, La Roche-Posay markası altında kullanıcılara sunduğu UV Patch ürünü ile tam olarak UV ışınlarına mağruz kalan cildi aktif olarak ölçebilen kalp şeklinde bir sensör. Vücuda kolayca yapıştırılan incecik, esnek ve mavinin çeşitli tonlarından oluşan bu akıllı ve bir o kadar da estetik bant, Apple Store ve Google Play’den kolayca indirebileceğiniz akıllı telefon uygulaması 📲“My UV Patch” aracılığıyla kullanılmakta.

IMG_4907

Güneşte kalma sürenize göre renk değiştiren 16 kareden oluşan 💙kalp şeklindeki bant oldukça esnek bir yapıya sahip. Işığa duyarlı, suya dayanıklı, ciltte yaklaşık 3 gün kalabilen ve derinin nefes almasını engellemeyen bir tür çıkartma olan UV Patch, güneşe mağruz kalma durumunuzu tespit ederek kendinizi zararlı ışınlardan daha iyi korumanıza ve güneşte daha güvende bronzlaşmanıza yardımcı olan son derece faydalı bir teknoloji. Ayrıca bandın üzerinde güneş kreminizi  rahatlıkla uygulayabiliyorsunuz.

IMG_4911

Başrolde uygulamanın avatarının yer aldığı bu eğlenceli deneyim, 👾”Oyunlaştırma” kurgusu sayesinde ise, kullanıcıyı yormadan öğretici uyarılarla tavsiyelerde bulunarak son derece keyifli bir güneşlenme yolculuğuna çıkartıyor. 4 adımda özetleyebileceğim bu yolculuğa ilk olarak 1) uygulamayı indirip, kendinize bir profil oluşturarak başlıyorsunuz. 2) Profili oluştururken yaş, cinsiyet gibi temel bilgilere ek, size özel tavsiyeleri en etkin şekilde alabilmek için ten renginiz ve cilt tipinizi de seçtikten sonra sıra size bu tavsiyeler verecek olan cilt habercisi avatar seçimine geliyor. Uygulama avatar seçiminde iki seçenek sunuyor. Helios veya Helia. Kendi seçimim Helia oldu😊.

IMG_5946

 3) Helia’nın bana düzenli güneşte kalma kadememe göre bilgi verip, güneşlenme ipuçları paylaşması içinse, elime yapıştırdığım UV Patch’imi cep telefonumun kamerası sayesinde, uygulama içi açılan kalp şeklindeki alana tarattım. 4)  Taratma işlemi tamamlanır tamamlanmaz ekranda arttırılmış gerçeklik sayesinde beliren Helia, bir anda elimin üzerinde dans ederek bana tavsiyeler sunmaya başladı.

IMG_6132

Helia, saat bazlı hatırlatmalarla 3 gün boyunca süren bu eğlenceli yolculukta, ben dakikalarca kıpırdamadan güneşlenmeyi tercih ederken👀, telefonuma gönderdiği “anlık iletilerle” bana hatırlatmalarda bulundu. Belli zaman aralıklarında UV Patch’imi uygulamaya taratmam gerektiğini, anlık iletilerle hatırlatırken, kendisine ara sıra gecikmeli döndüğümde ise tüm sabrıyla bana olası risk durumumu paylaştı ve gölgeye geçme önerileriyle beni sağlıklı bir şekilde güneşlenmeye teşvik etti🙏.

IMG_5910

 

Peki UV Patch nasıl çalışıyor derseniz, bant içindeki ışığa duyarlı boyalar UV ışınlarına maruz kalındığında yavaşça renk değiştiriyor. Bu renk değişimi, UV Patch’inizi uygulamaya taratığınız an, otomatik ölçülüp, saniyeler içinde kişiye özel UV miktarı uygulama içinde hesaplanıp kullanıcıyla paylaşılıyor. Uygulama, cilt tonunuzu göz önünde bulundurarak güneşte daha güvenli kalmayı teşvik edecek ipuçları ile güneşlenmenize eşlik ediyor. Uygulamanın diğer özellikleri arasında ise en yakın eczaneyi 📍bulma, güneş koruması hakkında tavsiyeler sunma ve cilt türünüze uygun ürünleri önerme gibi eklentiler de yer alıyor.

Siz de benim gibi ciddi bir “Güneş” tutkunuysanız, bu son derece akıllı ve bir o kadar da estetik bant ile beraberinde kullanılan mobil uygulama 📲My UV Patch’i mutlaka denemelisiniz. UV Patvch’e hemen sahip olabilmek ve deneyimlemek için buraya tıklayarak talep formu doldurmanız yeterli. Kullanımına yönelik paylaştıklarıma ek daha fazla detay almak isterseniz, videoyu da izleyebilirsiniz. Güneşiniz bol, UV Patch’iniz yanınızda olsun! 🌞💙🙋🏻

Advertisements

Dijital Pazarlamayı #Nesnelerininterneti Nasıl Etkiliyor?

👾#IoT‘siz olmaz diyenler el kaldırsın! ☺️👋🏼 Geçen hafta @zeoagency‘nin organize ettiği #digitalzone Meetups’da 🤖#nesnelerini̇nterneti‘ni #dijitalpazarlama 💻📲 gözüyle aktarma şansım oldu. Sunum📌 ve videolu 🎥 anlatım linklerini aşağıda paylaşıyorum.

Bu değerli etkinlik için başta Zeynep , Mehmet ve Yiğit olmak üzere tüm SeoZeo ekibi ve KWORKS‘e tekrar çok teşekkür ederim.

Nesnelerin İnterneti’nin dijital pazarlama ve reklam sektörü veya günlük yaşantımıza etkileriyle ilgili yorum ve paylaşımlarınız için blog veya sosyal medya hesaplarım üzerinden dönüşlerinizi bekliyorum.

 

 

Nesnelerin İnterneti Dünyasında Sesli Arama: Dijital Asistanlarımız 🤖

google_search

Yazıya Larry Page’in, Google’ı “tam olarak ne istediğinizi anlayacak ve size aradığınızı verecek bir asistan” olarak öngörmesinden bu yana Yapay Zeka’ya odaklandıklarının sinyalini veren cümlesi ile başlıyorum. Son yıllarda teknolojik yenilikler (inovasyon), araştırma geliştirme (Ar-Ge), girişimcilik, öğrenen sistemler, Nesnelerin İnterneti, kitle kaynağı (crowdsourcing), kitlesel fon (crowfunding), yıkıcı yenilikler gibi kavramlar hayatımızda şimdiye kadar hiç olmadığı kadar geniş bir yer almaya başladılar.

Tarihte buhar gücü, elektrik enerjisi ve sanayi devrimlerinden sonra, dijitalleşme ile gerçekleşen  4. Endüstri Devrimi, günümüzde Nesnelerin İnterneti (Internet of Things) ile hayatımızdayken, Büyük Veri (Big Data), 3  boyutlu yazıcılar, akıllı şehirler ve akıllı robotlar, giyilebilir teknolojiler aslında internet ve mobil ağlar üzerinden, dijital ve fiziksel dünyalarımızın yakınsanmalarını gözler önüne seriyor. Artık Dijital Dönüşüm çağındayız ve yeni nesil teknolojileri iletişim modellerimizi yeniden şekillendiriyor.

mobile_growing_time_digital_assistants

Nesnelerin İnterneti dünyasında ise odak nokta Mobilite (Mobility) ön plana çıkıyor. Akıllı telefonunuz nerede olduğunuzu, onu nasıl tuttuğunuzu, ne kadar hızlı yürüdüğünüzü biliyor, ona ne söylediğinizi anlayabiliyor. Mesafe sensörü telefonla konuşma yaparken telefonun yüzümüze ne kadar yakın olduğunu anlıyor, ışık sensörü ise karanlık ortamlarda ekran aydınlığını ayarlıyor. Veya tablet bilgisayarınızı dik tutarken, film izlemeye başladığınızda onu çevirmenizle ekranınız döndürüyor, unutmayalım, içinde bulunduğumuz çağda mobil cihazlarımız artık bizim dijital asistanımız. 🙂

Peki günlük hayatımızda bu değişimin etkilerini nasıl hissediyoruz? Akla gelen en sade örnek internet üzerinden ihtiyacımız olan bilgiye ulaşma çabamız yani “Arama” şeklimizdeki değişimler. Son zamanlarda kullanım oranı giderek artan sesli arama, arama kısmında yer alan mikrofon simgesine basılı tutarak, aranmak istenen kelimenin ya da kelimelerin söylenmesi şeklinde kullanılmakta. Veya imaj kutusuna tıklayıp aranan görselin paylaşımı ile de bizi aradığımız bilgiye ulaştırabiliyor.

google_image_voice_search

Ama tabii en yayagını sesli arama. Özellikle Siri, Cortana ve Alexa gibi örneklerin de burda katkısı büyük tabii. 🙂 Sesli arama özelliği Google Haritalar üzerinden de kullanılabilmekte. Mesela araba kullanırken, sesli arama özelliğinden faydalanarak “Levent’de nerde pizza yenir?” gibi aramalar yapmak, sürüş sırasında telefona metin yazmak yerine oldukça tercih edilebilir. Kullanımı son derece pratik olan bu özellik kullanılarak yapılan aramaların hacminin geçtiğimiz yıl %15’lere ulaştığı yönünde Google bir rapor paylaştı. Tarihler 2020’yi gösterdiğinde ise, bu oranın ikiye katlanılacağı ön görülüyor. 🙂 Biraz da pazarlamacı, iletişimci gözüyle durumu değerlendirirsek bir değişim daha gözlemliyoruz: Mesela, “İstanbul hava durumu bugün” gibi anahtar kelimeler kullanmak yerine, soru seti “Bugün yanıma şemsiye almalı mıyım?” olarak değişiyor. Bu sorunun yanıtlanabilmesi için önce konuşulan dilin, konumun, saatin ve niyetin anlaşılması gerekir. İşin algoritmik kısmı bi yana pazarlama dünyası ve SEO açısından da daha kapsamlı ve daha güçlü modellemeler oluşturmayı gerektiriyor.

Nesnelerin İnterneti dünyasında, dijital asistanların hayatımıza nasıl girdiği nasıl evrildiğini ise Google kaynakları 4 temel aşamada özetliyor:

Search-in-the-age-of-assistance

Aramada değişimi tetikleyen ilk trend mobil cihazlar. Yaklaşık on yıl önce akıllı telefonların hayatımıza girmesiyle birlikte, mobil cihazlar insanların internete erişim için kullandığı en etkin kanal haline geldi. Kullanımdaki bu artıştan sonra, kullanıcıların cihazlarına seslerini kullanarak erişmeye başlamaları ikinci trend olarak değerlendirilirk, kullanıcıların sosyal medyaya kıyasla mesajlaşma uygulamalarında daha çok zaman geçirmesi ise üçüncü trendi oluşturuyor. Dördüncü ve son trend ise bağlı cihazlardaki artış. Günümüzde bağlı cihazlarının ortalama sayısı 3,64 olarak raporlanmış durumda. Nesnelerin İnterneti dünyası geliştikçe bu rakamın artmaya devam edeceğine kesin gözle bakılmakta. İşte bu dört trendin bir araya geldiği günümüzde, hepimiz dijital asistanlar çağının başlangıcına tanık oluyoruz. Bu çağda mobil cihazlarımız ve etrafımızdaki akıllı nesneler artık birer dijital asistanımız.

Nesnelerin İnterneti dünyasında ise dijital asistanların günlük hayatımıza neler katabileceği ile ilgili hem Cortana hem Alphabet cephesinden özelliklerini izlemenizi öneriyorum 🙂

Pazarlama ve Reklam Dünyasında Endüstri 4.0 Bizi Nasıl Etkiliyor?

yapay_zeka_1

Dünyadaki ekonomik işleyiş ve iş yapış şekilleri yüzyıllardır değişmekte. Endüstri Devrimlerini başlatan Buhar ile insan gücünü alan makineler, 19. yüzyılın sonlarına doğru Elektrik sayesinde seri üretim hatlarına dönüştüler ve kısa zamanda çok daha fazla ürün üreterek insalığın refah düzeyini arttırdılar. 1970’lerde ise elektronik Otomasyon ile insanlık tarihini büyük çapta etkileyen 3. Endüstri Devrimi, fabrikalarda sensör teknolojilerine geçişi sağladı. Günümüzde içinde bulunduğumuz ve Endüstri 4.0 (Industry 4.0) adını verdiğimiz Dijitalleşen Endüstri dönemde ise artık her şeyin birbirine bağlanabildiği “Nesnelerin İnterneti” (IoT) yolculuğu söz konusu.  Bu yolculukta, artık hiç olmadığı kadar hızlı bir değişimden geçiyoruz.

industry_4.0

Bu hızlı ve akıllı yolculuk, başta teknoloji markaları olmak üzere dijital dönüşüm peşinde olan herkesin şüphesiz en öncelikli konusu. GE’nin tahmini 2020’de 50 Milyar cihazın internete bağlanacağı yönündeyken,  Accenture ise, endüstriyel internetin 2030 yılında küresel ekonomiye 14 Trilyon dolar ekleyebileceği belirtiliyor. Biz bireyler bir yandan akıllı telefonlarımıza bağımlılığımızı sürdürürken, sosyal medyada çılgınca fotoğraf ve video paylaşırken aslında ardımızda markalar ve reklam pazarı için oldukça kıymetli veriler bırakıyoruz. Peki 2020’ye geldiğimizde o 50 Milyar cihaz ile etrafımızı saracak nesnelerin interneti sensörleri, kişisel verilerimizi nasıl bize faydalı halde düzenleyip bize sunacak? Hayatımız nasıl daha kolay olacak?

Düşünün ki sabah kalktığınız ve 27 Mart 2020’da uyanıyorsunuz. Bahar ayında olmamıza rağmen dışarıda hava buz gibi ama odanız sıcak. Niye? Çünkü yapay zeka tabanlı çalışan Nest’iniz, uyandığınızda tam olarak hangi sıcaklığa ihtiyacınız olduğunu bilip odanızı ısıtmış bile. Hazırlanıp sokağa çıkıyorsunuz ve sizi kapınızda bekleyen ve nereye gideceğinizi bilen bir taksiyle işyerinize gidiyorsunuz. O taksiyi kim programladı? Google! 🙂  Nasıl mı? Kitle kaynaklı navisgasyon uygulaması Waze‘i seneler önce satın alarak. Peki sabah odanızı kim ısıtmıştı? Yine Google, tabii ki yine seneler önce 3.2 Milyar dolar karşılığında satın aldığı Nest sayesinde…Ya Facebook? O aslında Messenger Chatbot ile siparişi ve ödemeyi tamamlayıp akşam afiyetle yediğiniz, size özel malzemeli hazırlanmış Dominos pizzanızın baş kahramanı.

Bu senaryoda sensörler kendi aralaraında bir diyaloğa girdiler, konuşup anlaştılar 🙂 ve kullanıcıları yani bizi mutlu ettiler. Nasıl mı? “Gerçek zamanlı” olarak, markalar kullandıkları pazarlama teknolojileri (MarTech) ile, altyapı sağlayıcıların uyarladıkları yeni nesil reklam teknolojilerini (AdTech) kullanıcıların içgörülerini veri bazlı algoritmalarla modellediler. Ve böylece mutlu kullanıcılardan gelen “dönüşüm oranları” ile bu mutluluk markalar ve mecralara da yansıdı. Peki bu modelleme kimin sayesinde? Cevap tabii ki Programatik.

ad_ecosystem

Programatik reklam modellerinin ciddi yükselişte olduğu günümüzde, pazarlama kreatiflerinin yeniden tanımlandığını gözlemliyoruz. Artık kullanıcılara gösterilecek bir reklam, kullanıcının o an nerede ne yapıyor olduğuna göre alternatif kreatifler arasından ona en uygun olan ile karşısına çıkacak durumda. Hızla gelişen reklam teknolojileri sayesinde biz kullanıcıların çok ekranlı, bol içerikli ve sensör dolu kendi dünyamızda, markaların kişiye özel anlarda, kişiye özel içeriklerle bizi karşılaması kaçınılmaz durumda. Programatik dünyayı yukardaki tablo özetlerken, altın kurallarından biri ise, “mecralarda işbirlikleri“. Çünkü ne kadar kişiselleştirilmiş teknoloji, o kadar etkin geri dönüş demek. Özel işbirlikleri sayesinde hem mecralar, hem markalar, hem de kullanıcılar aynı anda kazanıyor. Böylece Endüstri 4.0, reklam ve pazarlama ekosisteminin büyümesini sağlıyor ve artan sensör kullanımları ile de mobil kanalların gücü ve günlük hayatımızdaki önemi bir kez daha gözler önüne seriliyor.

kaufman_goals_quotes

Evet, Endüstri 4.0′ başta olmak üzere insalık tarihinin yaşadığı tüm endüstriyel devrimleri , Kaufman‘ın en beğendiğim yorumu özetliyor aslında: “The goals themselves haven’t changed; the manner of accomplishing them has” . Zira dijital dönüşüm, ekonomik işleyiş ve iş yapış şekillerinin dönüşümlerinden sadece biri.  Nesnelerin İnterneti yolculuğu bizi istesek de istemesek de kendi yarattığı ekosisteme davet ediyor. Bu davetle ilgili Intel‘in Neslerin İnterneti ve dijital dönüşüm üzerine hazırladığı videoyu ve Marc Zuckenberg‘in Yapay Zeka bazlı asistanı Jarvis’i anlatan videolarını izlemenizi öneririm. Mobilite (mobility) ve sürekli bağlı (connected) bir hayat, belki de bazılarımız için endişe verici durumda, ama her ayrıntısı “mutluluğumuz” için tasarlanmış, istek ve önceliklerimizi baz alarak bize özel programlanmış akıllı bir hayat.

Peki sizce önümüzdeki dönemde Endüstri 5.0‘ın tetikleyicisi ne olacak? Ve ne zaman karşımıza çıkacak? 🙂 İhtiyacımız olan biraz hayal gücü, biraz öngörü… Yorumlarınızı bekliyorum!

Dünya’nın 🌎 Yeni Ortak Dili Emoji 😎, Markaları Hedeflerine 🎯 Nasıl Uçuruyor?🚀

emoji-post

İngilizce out👎🏼, Emoji in👍🏼! Dünya artık tek bir ortak dil konuşuyor: Emoji. Özellikle mobil iletişim dünyasının gözdesi emojiler, gerek Twitter, Facebook, Instagram paylaşımlarımızda, gerekse Messenger, Whatsapp, Bip uygulamalarda mesajlaşırken 💬duygu ve düşüncelerimizi ifade etmek için kullandığımız semboller olarak hayatımızın vazgeçilmezi haline geldiler. Tarihçesine baktığımızda 90’lı yılların sonunda Japonya’da 🇯🇵 ortaya çıkan emojinin sözlük anlamı “resim harf”tir. Web ortamına 1998’te .gif uzantısıyla girmeye başlayan emojiler, dünyanın ilk grafikli yüz ifadeleri olarak tarihe geçtiler. Kısa sürede cep telefonlarına 📲da adapte olan bu küçük grafik adamların telif hakları Smiley şirketi tarafından lisanslıdır. Bir resmin bin kelimeye bedel olduğu, beynimizin görsel veriyi yazılı metinden 60 bin kat daha fazla işlediği günümüz iletişim çağında emojiler hemen her yerdeler ve oldukça eğlenceliler. 😎

2016 yılında Instagram özelinde yaklaşık 200 bin kullanıcı ve 6,2 milyon paylaşım üzerinden gerçekleşen bir araştırmaya göre 🔎 ya Instagram’daki yorumların ve altyazıların neredeyse yarısı emojilerden oluşmakta.

emoji_usage_2016

Tabii ki emoji dünyasında da bir sezonsallık mevcut. Bazı aylarda kullanım oranı yükselebiliyor. Mesela Aralık ayında günlük emoji kullanımlarına ek 🎃, 🎅🏼, 🎄 gibi emojiler de baskın olurken, yaz aylarında ise 🏝, ☀️, 👙, 🌊 ön planda olabiliyor. Ama 2016’nın en fazla kullanılan emojisi hangisi derseniz: 📸 tahtını kimselere kaptırmıyor! Burda fotoğraf tag’leri etkisi büyük tabi.

emoji_top10_2016

Emojiler hayatımızın bu kadar içine girince, elbette markalar da bu eğlenceli alışkanlığı fırsata 💫çevirmekte gecikmiyorlar. Evet emojilerin içeriklerin etkileşim oranlarını arttırmada sihirli bir gücü olduğu kesin. Diğer bir araştırmaya 🔎göre ise, emoji içeren marka içerik paylaşımlarının, içermeyenlere göre kullanıcılarla etkileşim oranları ciddi oranda daha fazla 💪🏼oluyor. Yani emojiler daha çok tıklanmış, yorumlanmış, paylaşılmış diyebiliriz.

emoticons_response_rate

Evet, markalar emojileri kullanmalılar ama asıl soru şu: 👀Markalar hangi strateji üzerinden, emojileri kullanıcılarla en etkin şekilde buluşturmalılar? Markalar emojiler aracılığıyla nasıl fark yaratırlar? Cevapları aşağıda 👇🏼 örmekleriyle özetlediğim, 4 farklı 🗝stratejide gizli. Markaların ihtiyaçları, bu 4 farklı stratejiden hangisiyle örtüşüyorsa, o modele uygun emoji uygulamaları geliştirmeliler. Detayları neler, gelin hep beraber inceleyelim.

1- Sosyal Sorumluluk  🤝
ge_emojiscienceGeneral Electric sosyal sorumluluk hedefi ile, özellikle Z kuşağına emoji dilinden bilimi anlatmaya karar verdi. GE ilk önce bilim adamı Bill Nye ile işbirliğine giderek, oluşturduğu emojiscience.com isimli mikro-sitesinde, karmaşık bilim kavramlarını emojilerle anlatan deney videoları yayınladı. Kullanıcılar, Twitter’da GE’nin #EmojiScience kampanyasına katıldıklarında veya 👻Snapchat’te bir emoji gönderdiklerinde deney videosu aldılar. Sosyal sorumluluğa katkı olarak diğer bir örnek ise, WWF’nin 2015 yılında emojiler üzerinden, nesli tehlike altındaki hayvanların korunması için tüm Dünya’nın dikkatini çektiği #EndangeredEmoji kampanyası. Kampanyaya özel hazırlanan web sayfasında, nesli tehlike altında 17 hayvana özel emoji’ler yer alıyor ve hangi emoji’nin hangi hayvanı temsil ettiği gösteriliyor. Kampanyaya katılmak için WWF’in tweetini retweet yaparak kayıt olunuyor. Ardından 17 hayvan emoji’sinden her birini bir ay boyunca tweetlerinizde kaç kere kullanırsanız, WWF yaklaşık 0,10 € değerinde yerel parayla çarparak size bir hesap çıkartıyor. İstenirse bu miktardan farklı bir miktar için de bağış yapılabiliyor.

 

2- Bağlılık Yaratma 💝

Starbucks geçtiğimiz yıl kullanıcılarına sunduğu emoji klavyesi üzerinden, müşterileriyle yeni bir bağ daha kurmayı başardı. Sosyal medyadaki popülerliğinin gitgide artmasını avantaja çevirerek, Android ve iOS cihazlarla uyumlu özel bir emoji klavyesi geliştirdi. starbucks_emojiStarbucks ürünlerinin yer aldığı emojilerden oluşan bu klavye ayrıca, WhatsApp, Messenger ve iMessage uygulamalarıyla da uyumlu. Üstelik Starbucks bunu bir adım öteye de taşıyarak, sadece emoji kullanımıyla sınırlı kapmayarak, bunu bir kampanyayla da bağladı ve Starbucks’ın kırmızı kahve bardaklarını Twitter’da paylaşan kullanıcılara 🎁e-gift kart çekilişine katılma imkanı da sağlamış oldu. Bağlılık yaratma konusunda diğer bir başarılı örnek ise L’Oréal’in kullanıcılarına özel geliştirdiği Beaumoji isimli emoji klavyesi. Aslında klavye, kapsamlı dijital inovasyon stratejisinin yalnızca küçük bir parçası. Bu stratejinin içerisinde 👻Snapchat filtreleri, Makeup Genius isimli sanal makyaj uygulaması ve ten sensörlü uygulama My UV Patch de var. Klavye içerisinde Urban Decay, Nyx, Giorgio Armani ve Essie 💅🏼gibi markalarla yaklaşık 130 emojisi bulunuyor. Klavye sayesinde trendlere ayak uyduran genç kullanıcılarla yakın bir bağ kurmayı amaçlan L’Oréal  güzellik trendlerinin görsellerini barındıran “It Girl”, yüz maskesi takmış ya da saçlarını boyatan 💆🏻karakterlerin olduğu “Pampered Life” ve marka ürünlerin bulunduğu “Iconic” isimli emoji grupları geliştirmiş.

beaumoji_loreal

3- Etkileşim Arttırma 📊

coca_cola_emojiCoca-Cola, Twitter’ın ilk krüresel partneri, ve bunun avantajıyla da, markaya özel tasarlanmış emojileri, Twitter üzerinden kullanıcılara sunmakta. Emojiler, birbiriyle tokuşturulan iki kola şişesinden oluşuyor. Kullanıcıların #ShareACoke hashtagh’iyle yaptıkları paylaşımlarda bu ikonik cam kola şişelerinin emojileri görünüyor. Böylece kullanıcıların paylaşımlarında marka etkileşimi sağlanmış oluyor. Marka etkileşimini emojiler aracılığı ile arttırmanın bir başka yolu ise Google tarafından sunuluyor. 2016 sonu, Google Haritalar servisiyle entegre çalışan chatbot, Twitter’da her hangi bir emoji ile Google’ı mention’ladığınızda o emojiyle ilintili en yakın fiziksel adres paylaşımını GIF‘le cevaplandırıyor. Aşağıdaki örnekten hamburger🍔 emojisi ile tanıttığı servisi inceleyebileceğiniz gibi, Google’ın bu servisi 200 farklı emoji ile de hazırlamış durumda.

google-burger-emoji-twitter-response

4- Satış Arttırma 💰

Markalar, neredeyse mobil cihazlarımıza 📲bağımlı yaşayan bize, yani müşterilerine, “gerçek zamanlı” iletişimlerle ulaşıp hem ihtiyaçları doğru zamanda cevaplayarak müşteri memnuniyetlerini arttırıyorlar, hem de yeni satış kanalları üzerinden ek ciro elde ediyor. burger_king_emoji_setBu kategoriye en başarılı örnek Burger King ve Dominos‘u gösterebiliriz. Burger King, yeni ürünü kızarmış tavukların lansman döneminde kullandığı #chickenfries emoji kampanyası ile ulaştığı hedef kitlesinin, emoji klavyesi ile özellikle sosyal meydada eğlenceli içerikler paylaşmasını sağlayarak satışlarını “dolaylı” bir yoldan arttırmış oldu. Diğer örnek ise tamamen “direk” satışa 🛒 yönelik: Dominos, ABD’de pizza siparişlerinin Twitter üzerinden bir emoji ile alarak Twitter üzerinden gönderilen paylaşımlarında pizza 🍕 emojisi ile Pizza tweetlerini Dominos veri tabanına işliyor ve size hemen geri dönüş yapıyor. #Easyorder hashtag’i altında Twitter sayfasına atılan direk mesajlar Dominos müşteri hizmetleri tarafından değerlendiriliyor. Easy Order müşterinin adresini buluyor ve hemen siparişi gönderiyor. Sistem Dominos’un AnyWhere mobil uygulaması üzerinden çalışmakta. Bu modeli fark yaratan başarılı bir “mobil ticaret” (m-commerce) örneği olarak da gösterebiliriz.

Yeni Teknoloji İnceleme: Türkiye’nin ilk iPhone VoWiFi Servisi Turkcell’den!

vowifi_iphone_1

Günümüzde elimizden düşürmediğimiz akıllı telefonlar ile birlikte, kullandığımız iletişim teknolojileri de hızlı bir değişim döngüsünde her geçen saniye gelişmekte. 2009 yılında ülkemizde kullanıma açılan 3G teknolojisi ile birlikte, mobil internet konusunda büyük bir adım atılmışken, 1 Nisan 2016 tarihinde de 4.5G teknolojisine geçiş yaptık. Durum böyle olunca akıllı cihazlarımızdan beklentimiz özellikle de hızlı “veri” iletimi özelinde giderek artmaya devam etti. Mobil internet tarafında gelişmeler tüm hızıyla devam ederken, her ne kadar bazen bir telefon görüşmesi sırasında görüşmenin kesilmesi veya sesin anlaşılmaması gibi sorunlarla karşılaşsak da, hem konuşurken ses kalitesini yğkselten, hem çekim sorunlarını ortadan kaldıran hem de pek çok lokasyonda (yurtdışı gibi) daha uygun fiyatlı “ses” iletimini, bize LTE ya da WiFi gibi yüksek hızlı servislerle sunabilen teknolojiler Dünya’da giderek yaygınlaşmaktalar.

Örneğin Voice Over LTE anlamına gelen VoLTE teknolojisi birkaç aydır ülkemizde kullanımdaydı. Bu teknoloji sayesinde arama yaparken 3G’ye düşmeden LTE’de kalıp, daha yüksek ses kalitesi ile konuşma yapabiliyorsunuz. Voice Over WiFi anlamına gelen VoWiFi özelliği de, birkaç aydır Samsung S6/7 ve LG G4/G5 model telefonlardan kullanıcılara sunuluyordu. iPhone’larda ise VoWiFi servisi ülkemizde ilk kez Turkcell tarafından geçtiğimiz günlerde abonelerine sunuldu. Yani artık Turkcell’li iPhone kullanıcıları bu teknolojiyi kullanabilir durumdalar. 🙂 Peki sesi WiFi üzerinden ileten VoWiFi nedir, nasıl çalışır gelin hep beraber inceleyelim.

turkcell-iphone_vowifi

iPhone için Turkcell VoWiFi kullanımı şimdilik sadece iPhone SE, iPhone 6, 6 Plus, 6S, 6S Plus ve 7, 7 Plus modellerinde geçerli durumda. Kullanıma başlamadan önce iPhone’unuzun yazılımının ve operatör ayarlarının güncel ve telefon ayarlarınızda ise WiFi ile aramanın “açık” konumda olması gerekiyor. Nasıl kullanırım derseniz, öncelikle mobil kapsamanın olmadığı ya da zayıfladığı alanlarda örneğin bir binanın zemin katları, gökdelenlerin üst katları, otoparklar gibi hücresel kapsama sorunu yaşanan alanlarda, eğer WiFi üzerinden internet erişiminiz varsa, VoWiFi sayesinde HD kalitesinde “ses” ve “video” arama gerçekleştirilebilir, mesajlaşma yapabilirsiniz. Veya diyelim ki uçaktasınız, eğer WiFi erişiminiz varsa Turkcell şebekesine bağlı olarak HD kalitesinde arayıp aranabilirsiniz,  mesajlaşmaya devam edebilirsiniz. Eğer yurtdışındaysanız, WiFi erişimi olan noktalarda internet üzerinden yine Turkcell şebekesine bağlanarak roaming ücreti ödemeden Türkiye’deki tarifelerinizle servislerden faydalanabileceksiniz. Böylece konuşma masrafınız hem operatör hem de sizin için daha uygun hale gelecek. 🙂 Servisi hemen test etmek isterseniz, iPhone’lu ve Turkcell’liyseniz telefonunuzu uçuş moduna alarak WiFi bağlantısı üzerinden siz de bu yeni servisi kolayca deneyimleyebilirsiniz. Eminim farkedeceksiniz, ses kalitesi gerçekten iyi!

Deloitte’un 2015’te sunduğu, bu yeni iki iletişim teknolojisinin kullanım öngörülerinin yer aldığı raporda 2016 için Dünya’da yaklaşık 300 Milyon kullanıcıdan bahsedilmiş durumda.

deloitte_vowifi_volte

Bu teknolojilerin günlük hayatımızda yer alan diğer  bir faydası ise mesela iş yerinizde veya otoparkınızdayken VoWifi ile başlattığınız telefon görüşmeniz, bu ortamdan dışarıya çıktığınızda VoLTE’ye transfer edilebiliyor. Kesintisiz bir iletişim sunan handover senaryosunun tersi de mümkün. Yani dışarıdayken başlattığınız VoLTE çağrısı kapalı alana girdiğinizde VoWifi’ya transfer edilip, çağrı sürekliliği sağlanıyor. Tüm bu servislerin, ülkemizdeki güncel kullanım alanları için son söz elbette ki operatörlerde. 🙂 Dünya’da yaygınlaşması önümüzdeki 10 yıl içinde ciddi oranda artacak VoWiFi’ı, iPhone’unuzda nasıl kullanabileceğinizi anlatan bu kısa videoyu izlemenizi öneririm.

#CES2017’nin En Favori 7 Akıllısı

ces-2017

Bu yıl aynı zamanda 50. yaşını kutlayan ve 175.000’den fazla katılımcının, dünyanın önde gelen teknoloji şirketleri ile bir araya geldiği teknoloji fuarlarının en popülerlerinden olan Tüketici Elektroniği Fuarı CES 2017’de, yakın gelecekte hayatımızı yeniden şekillendirecek sürücüsüz otomobillerden, üç ekranlı bilgisayarlara kadar birçok akıllı ürün ve servis 5-8 Ocak tarihlerinde Las Vegas’ta tüm dünyaya tanıtıldı. Tüm yıl konuşacağımız ve teknolojiyi yeniden şekillendiren bu ürün ve servislerle ilgili size özel hazırladığım favori 7’liyi gelin yakından inceleyelim. 🙂

1-Kuri Kişisel Ev Robotu: Oldukça akıllı ve oldukça eğlenceli ev robotu Mayfield Robotics ürünü Kuri, yaklaşık 50 cm uzunluğunda ve 14 kg ağırlığında. Fotoğraf ve video çekebilen, yüzleri tanıyan ve evi izleyebilen dahili bir HD kameraya sahip etkileyici gözlere sahip Kuri’nin ayrıca uzaktan kumandaya izin veren bluetooth ve wi-fi bağlantısı ve Kuri’nin kullanıcılarıyla iletişim kurmasına izin verebilecek yüksek teknoloji bir mikrofon da bulunuyor. Ayrıca nesneleri algılayan sensörleri de olan Kuri pili ve şarj istasyonu ile birlikte çalışabiliyor.


2-Catspad Kedi Bakım Ünitesi: Kediler için bir akıllı bakım ünitesi olan Catspad, kedilerin insan müdahalesine ihtiyaç duymadan yaklaşık bir ay gibi bir süre boyunca taze kuru mama yemelerini ve temiz su içmelerini sağlayabiliyor. 1.7 kg kuru mama ve 8 litre su alabilen ünite, internete bağlanabiliyor ve mobil uygulaması üzerinden kontrol edilebiliyor. Catspad’in bir diğer dikkat çekici özelliği ise birden fazla kediye sahip olunması durumunda renklerine göre kedileri ayırt edebilmesi ve her bir kedi için ayrı profil tanımlanmasına da olanak sağlaması.

3-Sleep Number 360 Akıllı Yatak: Saatiniz, telefonunuz ya da benzeri bir cihaza gerek kalmadan, direkt yattığınız yatağın kendisini akıllı hale getiren uygulama, başta uyku olmak üzere tüm yatak verilerinizi telefonunuz üzerinden kontrol etmenizi sağlıyor, nasıl mı? Yatış pozisyonunuzu inceleyip kendini bunu göre ayarlıyor. Böylece yatak kaynaklı bel ağrılarının önüne geçiyor. Yatak aynı zamanda nefes alış verişinizi kontrol edip horlamaya başladığınız zaman yastık tarafını yükselterek soruna çözüm üretiyor.

4-Kérastase Hair Coach Akıllı Fırça: Withings ve L’Oréal ortaklığıyla üretilen akıllı fırça wi-fi bağlantısı ile saç fırçalama alışkanlıklarınızla ilgili bilgileri toplayarak saçınıza daha iyi bakım yapmanızı sağlamayı amaçlıyor. Aynı zamanda üzerinde bir mikrofon da olan ürün, saçınızı fırçalarken çıkan sesleri dinlerken 🙂 sensörler, jiroskop ve ivmeölçer yardımıyla analiz yapıp, saçın durumunu ve taranma şeklini değerlendirip, mobil uygulaması üzerinden kullanıcısına geri bildirim sunuyor. 2017’nin ortasında piyasaya sürülmesi beklenen bu akıllı fırça böylece size saçınızı yanlış tarayıp taramadığınızı söylüyor.

5-CowaRobot R1 Akıllı Valiz: Dünya’nın ilk robotik bavulu olma özelliğine sahip bu akıllı bavul, seyahatlerde kullanıcısının “bavulum nerede?” derdine son vermeyi amaçlıyor. Akıllı telefon ile kontrol edilebilen bu yetenekli bavulu diğer akıllı bavullardan ayıran en önemli özelliği ise, otonom özellikleri sayesinde verilen komutları birebir uygulayıp çevredeki nesne ve engellerin farkına vararak kullanıcısı başarıyla takip edebilmesi.

 

6-Razer Project Valerie & Project Ariana: Razer CES’te oyun severler için oldukça dikkat çekmeyi başaran iki projesini sergiledi. Bunlardan ilki Project Valeri: Dünya’nın ilk 3 ekranlı diz üstü bilgisayarı olma özelliği taşıyan cihaz 3 adet 17.3 inçlik 4K ekrana ve 11520 x 2160 piksellik görüntü kalitesine sahip. Diğer ürün ise Project Ariana: Bulunduğunuz mekanda, örneğin evinizin salonunda yüksek kalite bir oyun deneyimi yaşamak isteyenler için geliştirilmiş 4K kalitesinde bir projeksiyon aracı. Şimdilik sadece bir konsept olarak tanıtılsa da, Razer uygulamayı bu yıl içinde kadar gerçeğe dönüştürmeyi planlıyor. 🙂

7-Intel 360 derece Drone: Intel’in 5G ve sanal gerçeklik alanındaki inovasyonları, dünya ile etkileşimimizi değiştirirken, bu etkileyici sanal gerçeklik teknolojisiyle kendinizi bir anda futbol sahasının içinde bulabilir veya 360 Replay teknolojisiyle o futbol maçını her açıdan izleyebiliriz. Ve son olarak CES 2017’deki Intel basın konferansında ise, dünyada ilke kez “canlı” 360 derece sanal gerçeklik” deneyimi ile izleyicilere bağlantı sağladı. Böylece konferansa katılanlar 360 derecelik bir manzara eşliğinde Las Vegas’ta 2.000 dönümlük bir güneş enerjisi çiftliğinde neredeyse uçmak için hazırlandılar. Bu deneyimi canlı olamasa da, yaşamak isteyenleri aşağıdaki videoya malesef sadece desktop’tan bekliyorum. 🙂 İzlerken mouse’unuzu sağa-sola, yukarı-aşağı hareket ettirmeyi unutmayın!

intel_drone_360_live

Akıllı Ürün İnceleme: Volkswagenim Anahtarlık Uygulaması

Dünya her şeyin birbirine bağlanabildiği Nesnelerin İnterneti devriminde hızla yol alıyor. Artık Nesnelerin İnterneti kavramı, başta teknoloji markaları olmak üzere dijital dönüşüm peşinde olan birçok markanın öncelikli konusu diyebiliriz. connected_carGE’nin tahmini 2020’de Dünya’da 25 Milyar bağlantılı nesne olacağı yönündeyken, Gartner’a göre 2020 yılına geldiğimizde yaklaşık 250 Milyon akıllı arabanın yer alması öngörülüyor. Dünya’da şu an 3,5 Milyar internete bağlı aktif kullanıcı varken, 10 Milyar bağlantılı nesne mevcut ve bu sayının önümüzdeki dönemde katlanarak artması beklenmekte. Çünkü artık günlük yaşantımızda üzerimize giyip veya taktığımız aksesuarlarda, evimizde, arabamızda, şehir içi ulaşımda, sanayide karşımıza nesnelerin interneti kavramı çıkacak. Aslında tüm bu oluşumun tek bir amacı var: Hayatımıza Değer Katmak. Peki bu “Değer Katma” durumu günlük hayatımıza nasıl yer alabilir?

volkswagenim_anahtarlik_11.JPG

Beacon uygulamaları konusunda Türkiye’nin önde gelen girişimlerinden Blesh, geçtiğimiz haftalarda Volkswagen Türkiye’yle birlikte özel bir projeye imza attı. Volkswagen araç sahiplerine yönelik Volkswagenim uygulamasıyla çalışan akıllı anahtarlığı sayesinde, kullanıcılar artık kayıp anahtarlıklarını kolayca bulup hatta anahtarlıklarını bir selfie kumandası olarak ta kullanabiliyorlar.

Geçenlerde detaylı inceleme fırsatı bulduğum ve o günden beri severek kullandığım bu özel Volkswagenim anahtarlığın 3 temel fonksiyonu bulunuyor:

anahtarim-nerede1-Anahtar bulma,

2-Telefon bulma ve

3-Selfie kumandası.

İlk iki özellik, aslında hemen hemen hepimizin başına gelen, araba anahtarını çantada bir türlü bulamama durumunda, akıllı telefonunuz üzerinden anahtarlığınıza sinyal göndermek olarak özetlenebilir. Veya tam tersini düşünün, elinizde arabanızın anahtarlığı varken telefonunuzu bulamama durumunda anahtarlık üzerindeki VW logosuna iki kez bastığınızda, telefonunuzun sesli bir sinyalle size “Ben Burdayım” diyip, yerini göstermesi olarak ta özetlenebilir.

volkswagenim_anahtarlik_22

Ve tabii ki dayanamayıp, anahtarlığın içini açtım! 🙂 Volkswagen’in Türkiye’deki araç sahipleri için sunduğu Volkswagenim mobil uygulamasına eklenen akıllı anahtarlık, baştan sona Blesh tarafından geliştirilen Bluetooth tabanlı bir özellik. Pille çalışan akıllı anahtarlığın batarya doluluk oranı uygulama içinden takip edilebiliyor. Anahtarlığın bir diğer işlevi de pratik bir selfie kumandası olması. Telefonunuzla, anahtarlıktaki Bluetooth mesafesi kadar uzaktayken, selfie çekebilmenize olanak sağlıyor. Bunun için telefonu bir noktaya sabitleyip, örneğin grup halinde bir fotoğraf için telefonun birkaç metre karşısına geçerek, anahtarlık üzerindeki logoya basmak yeterli oluyor. Uygulamanın kullanımına yönelik detayları aşağıdaki videodan da izleyebilirsiniz. Eğer “benim de olsun” diyorsanız, Volkswagen Shop üzerinden bu özel anahtarlığı hemen satın alabilirsiniz.

#Webrazzi16 Notlarım: Hayatımız Mobil-Online Video-Sosyal Medya

İnternet girişimleri, sosyal medya ve dijital pazarlama konularına odaklı herkesin yakından takip ettiği, Türkiye’nin en popüler teknoloji bloğu Webrazzi‘nin her yıl düzenlediği ve aynı zamanda sektöre yön veren herkesin bir araya gelme fırsatı yakaladığı Webrazzi Summit bugün yine dolu dolu gerçekleşti. Hatırlıyorum da, neredeyse 50 kişilik gruplarla başlayan ilk Webrazzi’lerden bugüne, internet ekosistemine yön veren birçok ajans, mecra, altyapı, medya kurucuları, yöneticileri ve yatırımcılar yine bugün de sahnede, dijitale olan tutku ve inançlarıyla bol bol data içeren konuşmalarıyla sektörü değerlendirdiler. Öne çıkan üç odağın başında ise yine mobil vardı. 🙂

alemsah_webrazzi_164129 Grey CEOsu Alemşah’ın sunumunda yer alan mecra bazlı reklam harcamalarını değerlendirirken mobil internet kullanımındaki ciddi artışın dijitale yön verdiğine değindi. Ayrıca “yeni nesil” müşterilerin günümüzde pek çok cihaz veya ekran üzerinden markalarla etkileşime girdiklerini ve bu alanda “deneyim tasarımı“nın kritik bir rolü olduğunu vurguladı. Bu arada ekran demişken, evet izlemeyi seviyoruz 🙂 ve tabii ki online video, mobilden sonra yine Webrazzi Summit’te birçok konuşmacının ana başlıklarındandı.

kanal_d_youtubeDoğan TV Holding Dijital Reklam ve Satış’tan Sorumlu Grup Başkan Yardımcısı Haymi Behar sunumunda, Kanal D Youtube Eylül ayına ait çarpıcı kanal verilerini paylaşırken, dünyanın en büyük müzik topluluğu @netdcom özelinde de, kullanıcılarının %25’inin yurtdışından olduğu gibi ilgi çeken bazı dip notları da paylaştı. Ayrıca DTVH kanallarının reklam satışında YouTube ile resmi olarak partner olduklarını da açıkladı.

img_5862

Mobil ve online videodan sonra ise, öne çıkan üçüncü başlık sosyal medyanın günlük hayatımızdaki gizli gücü oldu. “Türkiye’de Instagram ve Kullanıcı Davranışları” sunumuyla, Facebook Türkiye’den İlke Çarkçı ülkemizde 22 milyon aktif Instagram hesabının olduğunun altını çizerken, yine aynı araştırmaya göre haftanın her günü, günde ise en az 13 kez bu hesaplarımızı kontrol ettiğimizi paylaştı. 🙂 Sunumunu ise, Instagram kurucusu Kevin Systrom‘un bu bağlılığımızı en iyi özetleyen o efsane cümlesiyle tamamladı: “Instagram is a real-time visual pulse for what is happening in the world.”

img_5863

Ayrıca Summit içinde yer alan ve girişimcilik ekosistemiyle yeni girişimleri buluşturan Webrazzi Arena’da, aynı zamanda kendileriyle tanışıp, sohbet etme fırsatı da yakaladığım Evdeki Bakıcım bu senenin şampiyon girişimi seçildi. Lokasyon bazlı “mobilefirst”stratejisi ve sosyal medya etkileşimli büyüme stratejileriyle önümüzdeki yıl adını daha sık duyacağız şimdiden söylemesi. 🙂

Bu sene de yine dolu dolu geçen bir Webrazzi Summit daha geride kalırken, yazıma ekleyemediğim diğer tüm konuşmacıların oturumları veya paylaşımları için buraya tıklayabilirsiniz. Organizasyonda emeği geçen herkese ve tabii ki Arda Kutsal‘a ise biz internet tutkunlarını bir araya getirdiği için ayrıca tekrardan teşekkürler.

Create a free website or blog at WordPress.com.

Up ↑

%d bloggers like this: