Search

Tag

Nesnelerin İnterneti

Akıllı Ürün İnceleme: La Roche-Posay’den Giyilebilir UV Ölçen Bant, 🌞 My UV Patch 💙

IMG_5858

Nesnelerin İnterneti (IoT) sayesinde sağlık ve kozmetik sektöründe yaşanmakta olan heyecan verici Dijital Dönüşüm adeta bir devrim yaratıyor. Nesnelerin İnterneti’yle birlikte geleneksel sağlık hizmetleri artık mobil sağlık uygulamalarına, gerçek zamanlı hasta verilerine ve internet destekli uzaktan takip sistemlerine dayanan yeni bir dijital hizmet modeline doğru evrilirken,  kozmetik devi L’Oréal ise ilk olarak 2016 CES fuarında lanse ettiği, La Roche-Posay‘in güneşin zararları konusundaki kararlı çalışmaları sonucu geliştirdiği Dünya’nın ilk giyilebilir UV ölçen bandı UV Patch ile yine bir ilke imza atmıştı hatırlarsanız. Yeni nesil kozmetik dünyasına ışık tutan bu özel ürünü, geçen sene blogta 📌heycanla paylaşırken, bant bu yaz ülkemizde sahalara çıktı ve sonunda kendisini yakından deneyimleme şansım oldu. Bant nasıl aktif oluyor, UV ölçümünü nasıl paylaşıyor, özel uygulamasında hangi özellikler yer alıyor diye merak ediyorsanız, gelin birlikte detaylara geçelim.

IMG_4916

Güneşi seviyoruz. Yaz sezonun bitmiş olmasını henüz kabullenemediğimiz şu ılık Eylül ayında bile aklımızda yaz tatillerimizden kalan bol güneşli anılar, kumsallar, 🏖plajlar varken aslında iklimsel olarak ne kadar şanslı olduğumuzun farkındayız. Ama aynı zamanda da, bir o kadar da şanssız olduğumuzun farkında mıyız? Şanssızız, çünkü günümüzde cilt kanseri oranı giderek en yüksek seviyelerine ulaşmakta. İşte tam da bu konuda farkındalık sağlayan L’Oréal Teknoloji Geliştirme Merkezi’nin, Ipsos ile birlikte 23 farklı ülkede 20.000 kişinin katıldığı araştırması, güneşte zaman geçiren 10 kişiden 8’inin uygun önlemleri almadığını raporlamakta. İnovasyona yaptığı yatırımı, aynı zamanda çatısı altındaki markalarının ürün yelpazesine eklediği yenilikçi ürünlerle de taçlandıran L’Oréal, La Roche-Posay markası altında kullanıcılara sunduğu UV Patch ürünü ile tam olarak UV ışınlarına mağruz kalan cildi aktif olarak ölçebilen kalp şeklinde bir sensör. Vücuda kolayca yapıştırılan incecik, esnek ve mavinin çeşitli tonlarından oluşan bu akıllı ve bir o kadar da estetik bant, Apple Store ve Google Play’den kolayca indirebileceğiniz akıllı telefon uygulaması 📲“My UV Patch” aracılığıyla kullanılmakta.

IMG_4907

Güneşte kalma sürenize göre renk değiştiren 16 kareden oluşan 💙kalp şeklindeki bant oldukça esnek bir yapıya sahip. Işığa duyarlı, suya dayanıklı, ciltte yaklaşık 3 gün kalabilen ve derinin nefes almasını engellemeyen bir tür çıkartma olan UV Patch, güneşe mağruz kalma durumunuzu tespit ederek kendinizi zararlı ışınlardan daha iyi korumanıza ve güneşte daha güvende bronzlaşmanıza yardımcı olan son derece faydalı bir teknoloji. Ayrıca bandın üzerinde güneş kreminizi  rahatlıkla uygulayabiliyorsunuz.

IMG_4911

Başrolde uygulamanın avatarının yer aldığı bu eğlenceli deneyim, 👾”Oyunlaştırma” kurgusu sayesinde ise, kullanıcıyı yormadan öğretici uyarılarla tavsiyelerde bulunarak son derece keyifli bir güneşlenme yolculuğuna çıkartıyor. 4 adımda özetleyebileceğim bu yolculuğa ilk olarak 1) uygulamayı indirip, kendinize bir profil oluşturarak başlıyorsunuz. 2) Profili oluştururken yaş, cinsiyet gibi temel bilgilere ek, size özel tavsiyeleri en etkin şekilde alabilmek için ten renginiz ve cilt tipinizi de seçtikten sonra sıra size bu tavsiyeler verecek olan cilt habercisi avatar seçimine geliyor. Uygulama avatar seçiminde iki seçenek sunuyor. Helios veya Helia. Kendi seçimim Helia oldu😊.

IMG_5946

 3) Helia’nın bana düzenli güneşte kalma kadememe göre bilgi verip, güneşlenme ipuçları paylaşması içinse, elime yapıştırdığım UV Patch’imi cep telefonumun kamerası sayesinde, uygulama içi açılan kalp şeklindeki alana tarattım. 4)  Taratma işlemi tamamlanır tamamlanmaz ekranda arttırılmış gerçeklik sayesinde beliren Helia, bir anda elimin üzerinde dans ederek bana tavsiyeler sunmaya başladı.

IMG_6132

Helia, saat bazlı hatırlatmalarla 3 gün boyunca süren bu eğlenceli yolculukta, ben dakikalarca kıpırdamadan güneşlenmeyi tercih ederken👀, telefonuma gönderdiği “anlık iletilerle” bana hatırlatmalarda bulundu. Belli zaman aralıklarında UV Patch’imi uygulamaya taratmam gerektiğini, anlık iletilerle hatırlatırken, kendisine ara sıra gecikmeli döndüğümde ise tüm sabrıyla bana olası risk durumumu paylaştı ve gölgeye geçme önerileriyle beni sağlıklı bir şekilde güneşlenmeye teşvik etti🙏.

IMG_5910

 

Peki UV Patch nasıl çalışıyor derseniz, bant içindeki ışığa duyarlı boyalar UV ışınlarına maruz kalındığında yavaşça renk değiştiriyor. Bu renk değişimi, UV Patch’inizi uygulamaya taratığınız an, otomatik ölçülüp, saniyeler içinde kişiye özel UV miktarı uygulama içinde hesaplanıp kullanıcıyla paylaşılıyor. Uygulama, cilt tonunuzu göz önünde bulundurarak güneşte daha güvenli kalmayı teşvik edecek ipuçları ile güneşlenmenize eşlik ediyor. Uygulamanın diğer özellikleri arasında ise en yakın eczaneyi 📍bulma, güneş koruması hakkında tavsiyeler sunma ve cilt türünüze uygun ürünleri önerme gibi eklentiler de yer alıyor.

Siz de benim gibi ciddi bir “Güneş” tutkunuysanız, bu son derece akıllı ve bir o kadar da estetik bant ile beraberinde kullanılan mobil uygulama 📲My UV Patch’i mutlaka denemelisiniz. UV Patvch’e hemen sahip olabilmek ve deneyimlemek için buraya tıklayarak talep formu doldurmanız yeterli. Kullanımına yönelik paylaştıklarıma ek daha fazla detay almak isterseniz, videoyu da izleyebilirsiniz. Güneşiniz bol, UV Patch’iniz yanınızda olsun! 🌞💙🙋🏻

Advertisements

Dijital Pazarlamayı #Nesnelerininterneti Nasıl Etkiliyor?

👾#IoT‘siz olmaz diyenler el kaldırsın! ☺️👋🏼 Geçen hafta @zeoagency‘nin organize ettiği #digitalzone Meetups’da 🤖#nesnelerini̇nterneti‘ni #dijitalpazarlama 💻📲 gözüyle aktarma şansım oldu. Sunum📌 ve videolu 🎥 anlatım linklerini aşağıda paylaşıyorum.

Bu değerli etkinlik için başta Zeynep , Mehmet ve Yiğit olmak üzere tüm SeoZeo ekibi ve KWORKS‘e tekrar çok teşekkür ederim.

Nesnelerin İnterneti’nin dijital pazarlama ve reklam sektörü veya günlük yaşantımıza etkileriyle ilgili yorum ve paylaşımlarınız için blog veya sosyal medya hesaplarım üzerinden dönüşlerinizi bekliyorum.

 

 

Nesnelerin İnterneti Dünyasında Sesli Arama: Dijital Asistanlarımız 🤖

google_search

Yazıya Larry Page’in, Google’ı “tam olarak ne istediğinizi anlayacak ve size aradığınızı verecek bir asistan” olarak öngörmesinden bu yana Yapay Zeka’ya odaklandıklarının sinyalini veren cümlesi ile başlıyorum. Son yıllarda teknolojik yenilikler (inovasyon), araştırma geliştirme (Ar-Ge), girişimcilik, öğrenen sistemler, Nesnelerin İnterneti, kitle kaynağı (crowdsourcing), kitlesel fon (crowfunding), yıkıcı yenilikler gibi kavramlar hayatımızda şimdiye kadar hiç olmadığı kadar geniş bir yer almaya başladılar.

Tarihte buhar gücü, elektrik enerjisi ve sanayi devrimlerinden sonra, dijitalleşme ile gerçekleşen  4. Endüstri Devrimi, günümüzde Nesnelerin İnterneti (Internet of Things) ile hayatımızdayken, Büyük Veri (Big Data), 3  boyutlu yazıcılar, akıllı şehirler ve akıllı robotlar, giyilebilir teknolojiler aslında internet ve mobil ağlar üzerinden, dijital ve fiziksel dünyalarımızın yakınsanmalarını gözler önüne seriyor. Artık Dijital Dönüşüm çağındayız ve yeni nesil teknolojileri iletişim modellerimizi yeniden şekillendiriyor.

mobile_growing_time_digital_assistants

Nesnelerin İnterneti dünyasında ise odak nokta Mobilite (Mobility) ön plana çıkıyor. Akıllı telefonunuz nerede olduğunuzu, onu nasıl tuttuğunuzu, ne kadar hızlı yürüdüğünüzü biliyor, ona ne söylediğinizi anlayabiliyor. Mesafe sensörü telefonla konuşma yaparken telefonun yüzümüze ne kadar yakın olduğunu anlıyor, ışık sensörü ise karanlık ortamlarda ekran aydınlığını ayarlıyor. Veya tablet bilgisayarınızı dik tutarken, film izlemeye başladığınızda onu çevirmenizle ekranınız döndürüyor, unutmayalım, içinde bulunduğumuz çağda mobil cihazlarımız artık bizim dijital asistanımız. 🙂

Peki günlük hayatımızda bu değişimin etkilerini nasıl hissediyoruz? Akla gelen en sade örnek internet üzerinden ihtiyacımız olan bilgiye ulaşma çabamız yani “Arama” şeklimizdeki değişimler. Son zamanlarda kullanım oranı giderek artan sesli arama, arama kısmında yer alan mikrofon simgesine basılı tutarak, aranmak istenen kelimenin ya da kelimelerin söylenmesi şeklinde kullanılmakta. Veya imaj kutusuna tıklayıp aranan görselin paylaşımı ile de bizi aradığımız bilgiye ulaştırabiliyor.

google_image_voice_search

Ama tabii en yayagını sesli arama. Özellikle Siri, Cortana ve Alexa gibi örneklerin de burda katkısı büyük tabii. 🙂 Sesli arama özelliği Google Haritalar üzerinden de kullanılabilmekte. Mesela araba kullanırken, sesli arama özelliğinden faydalanarak “Levent’de nerde pizza yenir?” gibi aramalar yapmak, sürüş sırasında telefona metin yazmak yerine oldukça tercih edilebilir. Kullanımı son derece pratik olan bu özellik kullanılarak yapılan aramaların hacminin geçtiğimiz yıl %15’lere ulaştığı yönünde Google bir rapor paylaştı. Tarihler 2020’yi gösterdiğinde ise, bu oranın ikiye katlanılacağı ön görülüyor. 🙂 Biraz da pazarlamacı, iletişimci gözüyle durumu değerlendirirsek bir değişim daha gözlemliyoruz: Mesela, “İstanbul hava durumu bugün” gibi anahtar kelimeler kullanmak yerine, soru seti “Bugün yanıma şemsiye almalı mıyım?” olarak değişiyor. Bu sorunun yanıtlanabilmesi için önce konuşulan dilin, konumun, saatin ve niyetin anlaşılması gerekir. İşin algoritmik kısmı bi yana pazarlama dünyası ve SEO açısından da daha kapsamlı ve daha güçlü modellemeler oluşturmayı gerektiriyor.

Nesnelerin İnterneti dünyasında, dijital asistanların hayatımıza nasıl girdiği nasıl evrildiğini ise Google kaynakları 4 temel aşamada özetliyor:

Search-in-the-age-of-assistance

Aramada değişimi tetikleyen ilk trend mobil cihazlar. Yaklaşık on yıl önce akıllı telefonların hayatımıza girmesiyle birlikte, mobil cihazlar insanların internete erişim için kullandığı en etkin kanal haline geldi. Kullanımdaki bu artıştan sonra, kullanıcıların cihazlarına seslerini kullanarak erişmeye başlamaları ikinci trend olarak değerlendirilirk, kullanıcıların sosyal medyaya kıyasla mesajlaşma uygulamalarında daha çok zaman geçirmesi ise üçüncü trendi oluşturuyor. Dördüncü ve son trend ise bağlı cihazlardaki artış. Günümüzde bağlı cihazlarının ortalama sayısı 3,64 olarak raporlanmış durumda. Nesnelerin İnterneti dünyası geliştikçe bu rakamın artmaya devam edeceğine kesin gözle bakılmakta. İşte bu dört trendin bir araya geldiği günümüzde, hepimiz dijital asistanlar çağının başlangıcına tanık oluyoruz. Bu çağda mobil cihazlarımız ve etrafımızdaki akıllı nesneler artık birer dijital asistanımız.

Nesnelerin İnterneti dünyasında ise dijital asistanların günlük hayatımıza neler katabileceği ile ilgili hem Cortana hem Alphabet cephesinden özelliklerini izlemenizi öneriyorum 🙂

Pazarlama ve Reklam Dünyasında Endüstri 4.0 Bizi Nasıl Etkiliyor?

yapay_zeka_1

Dünyadaki ekonomik işleyiş ve iş yapış şekilleri yüzyıllardır değişmekte. Endüstri Devrimlerini başlatan Buhar ile insan gücünü alan makineler, 19. yüzyılın sonlarına doğru Elektrik sayesinde seri üretim hatlarına dönüştüler ve kısa zamanda çok daha fazla ürün üreterek insalığın refah düzeyini arttırdılar. 1970’lerde ise elektronik Otomasyon ile insanlık tarihini büyük çapta etkileyen 3. Endüstri Devrimi, fabrikalarda sensör teknolojilerine geçişi sağladı. Günümüzde içinde bulunduğumuz ve Endüstri 4.0 (Industry 4.0) adını verdiğimiz Dijitalleşen Endüstri dönemde ise artık her şeyin birbirine bağlanabildiği “Nesnelerin İnterneti” (IoT) yolculuğu söz konusu.  Bu yolculukta, artık hiç olmadığı kadar hızlı bir değişimden geçiyoruz.

industry_4.0

Bu hızlı ve akıllı yolculuk, başta teknoloji markaları olmak üzere dijital dönüşüm peşinde olan herkesin şüphesiz en öncelikli konusu. GE’nin tahmini 2020’de 50 Milyar cihazın internete bağlanacağı yönündeyken,  Accenture ise, endüstriyel internetin 2030 yılında küresel ekonomiye 14 Trilyon dolar ekleyebileceği belirtiliyor. Biz bireyler bir yandan akıllı telefonlarımıza bağımlılığımızı sürdürürken, sosyal medyada çılgınca fotoğraf ve video paylaşırken aslında ardımızda markalar ve reklam pazarı için oldukça kıymetli veriler bırakıyoruz. Peki 2020’ye geldiğimizde o 50 Milyar cihaz ile etrafımızı saracak nesnelerin interneti sensörleri, kişisel verilerimizi nasıl bize faydalı halde düzenleyip bize sunacak? Hayatımız nasıl daha kolay olacak?

Düşünün ki sabah kalktığınız ve 27 Mart 2020’da uyanıyorsunuz. Bahar ayında olmamıza rağmen dışarıda hava buz gibi ama odanız sıcak. Niye? Çünkü yapay zeka tabanlı çalışan Nest’iniz, uyandığınızda tam olarak hangi sıcaklığa ihtiyacınız olduğunu bilip odanızı ısıtmış bile. Hazırlanıp sokağa çıkıyorsunuz ve sizi kapınızda bekleyen ve nereye gideceğinizi bilen bir taksiyle işyerinize gidiyorsunuz. O taksiyi kim programladı? Google! 🙂  Nasıl mı? Kitle kaynaklı navisgasyon uygulaması Waze‘i seneler önce satın alarak. Peki sabah odanızı kim ısıtmıştı? Yine Google, tabii ki yine seneler önce 3.2 Milyar dolar karşılığında satın aldığı Nest sayesinde…Ya Facebook? O aslında Messenger Chatbot ile siparişi ve ödemeyi tamamlayıp akşam afiyetle yediğiniz, size özel malzemeli hazırlanmış Dominos pizzanızın baş kahramanı.

Bu senaryoda sensörler kendi aralaraında bir diyaloğa girdiler, konuşup anlaştılar 🙂 ve kullanıcıları yani bizi mutlu ettiler. Nasıl mı? “Gerçek zamanlı” olarak, markalar kullandıkları pazarlama teknolojileri (MarTech) ile, altyapı sağlayıcıların uyarladıkları yeni nesil reklam teknolojilerini (AdTech) kullanıcıların içgörülerini veri bazlı algoritmalarla modellediler. Ve böylece mutlu kullanıcılardan gelen “dönüşüm oranları” ile bu mutluluk markalar ve mecralara da yansıdı. Peki bu modelleme kimin sayesinde? Cevap tabii ki Programatik.

ad_ecosystem

Programatik reklam modellerinin ciddi yükselişte olduğu günümüzde, pazarlama kreatiflerinin yeniden tanımlandığını gözlemliyoruz. Artık kullanıcılara gösterilecek bir reklam, kullanıcının o an nerede ne yapıyor olduğuna göre alternatif kreatifler arasından ona en uygun olan ile karşısına çıkacak durumda. Hızla gelişen reklam teknolojileri sayesinde biz kullanıcıların çok ekranlı, bol içerikli ve sensör dolu kendi dünyamızda, markaların kişiye özel anlarda, kişiye özel içeriklerle bizi karşılaması kaçınılmaz durumda. Programatik dünyayı yukardaki tablo özetlerken, altın kurallarından biri ise, “mecralarda işbirlikleri“. Çünkü ne kadar kişiselleştirilmiş teknoloji, o kadar etkin geri dönüş demek. Özel işbirlikleri sayesinde hem mecralar, hem markalar, hem de kullanıcılar aynı anda kazanıyor. Böylece Endüstri 4.0, reklam ve pazarlama ekosisteminin büyümesini sağlıyor ve artan sensör kullanımları ile de mobil kanalların gücü ve günlük hayatımızdaki önemi bir kez daha gözler önüne seriliyor.

kaufman_goals_quotes

Evet, Endüstri 4.0′ başta olmak üzere insalık tarihinin yaşadığı tüm endüstriyel devrimleri , Kaufman‘ın en beğendiğim yorumu özetliyor aslında: “The goals themselves haven’t changed; the manner of accomplishing them has” . Zira dijital dönüşüm, ekonomik işleyiş ve iş yapış şekillerinin dönüşümlerinden sadece biri.  Nesnelerin İnterneti yolculuğu bizi istesek de istemesek de kendi yarattığı ekosisteme davet ediyor. Bu davetle ilgili Intel‘in Neslerin İnterneti ve dijital dönüşüm üzerine hazırladığı videoyu ve Marc Zuckenberg‘in Yapay Zeka bazlı asistanı Jarvis’i anlatan videolarını izlemenizi öneririm. Mobilite (mobility) ve sürekli bağlı (connected) bir hayat, belki de bazılarımız için endişe verici durumda, ama her ayrıntısı “mutluluğumuz” için tasarlanmış, istek ve önceliklerimizi baz alarak bize özel programlanmış akıllı bir hayat.

Peki sizce önümüzdeki dönemde Endüstri 5.0‘ın tetikleyicisi ne olacak? Ve ne zaman karşımıza çıkacak? 🙂 İhtiyacımız olan biraz hayal gücü, biraz öngörü… Yorumlarınızı bekliyorum!

#CES2017’nin En Favori 7 Akıllısı

ces-2017

Bu yıl aynı zamanda 50. yaşını kutlayan ve 175.000’den fazla katılımcının, dünyanın önde gelen teknoloji şirketleri ile bir araya geldiği teknoloji fuarlarının en popülerlerinden olan Tüketici Elektroniği Fuarı CES 2017’de, yakın gelecekte hayatımızı yeniden şekillendirecek sürücüsüz otomobillerden, üç ekranlı bilgisayarlara kadar birçok akıllı ürün ve servis 5-8 Ocak tarihlerinde Las Vegas’ta tüm dünyaya tanıtıldı. Tüm yıl konuşacağımız ve teknolojiyi yeniden şekillendiren bu ürün ve servislerle ilgili size özel hazırladığım favori 7’liyi gelin yakından inceleyelim. 🙂

1-Kuri Kişisel Ev Robotu: Oldukça akıllı ve oldukça eğlenceli ev robotu Mayfield Robotics ürünü Kuri, yaklaşık 50 cm uzunluğunda ve 14 kg ağırlığında. Fotoğraf ve video çekebilen, yüzleri tanıyan ve evi izleyebilen dahili bir HD kameraya sahip etkileyici gözlere sahip Kuri’nin ayrıca uzaktan kumandaya izin veren bluetooth ve wi-fi bağlantısı ve Kuri’nin kullanıcılarıyla iletişim kurmasına izin verebilecek yüksek teknoloji bir mikrofon da bulunuyor. Ayrıca nesneleri algılayan sensörleri de olan Kuri pili ve şarj istasyonu ile birlikte çalışabiliyor.


2-Catspad Kedi Bakım Ünitesi: Kediler için bir akıllı bakım ünitesi olan Catspad, kedilerin insan müdahalesine ihtiyaç duymadan yaklaşık bir ay gibi bir süre boyunca taze kuru mama yemelerini ve temiz su içmelerini sağlayabiliyor. 1.7 kg kuru mama ve 8 litre su alabilen ünite, internete bağlanabiliyor ve mobil uygulaması üzerinden kontrol edilebiliyor. Catspad’in bir diğer dikkat çekici özelliği ise birden fazla kediye sahip olunması durumunda renklerine göre kedileri ayırt edebilmesi ve her bir kedi için ayrı profil tanımlanmasına da olanak sağlaması.

3-Sleep Number 360 Akıllı Yatak: Saatiniz, telefonunuz ya da benzeri bir cihaza gerek kalmadan, direkt yattığınız yatağın kendisini akıllı hale getiren uygulama, başta uyku olmak üzere tüm yatak verilerinizi telefonunuz üzerinden kontrol etmenizi sağlıyor, nasıl mı? Yatış pozisyonunuzu inceleyip kendini bunu göre ayarlıyor. Böylece yatak kaynaklı bel ağrılarının önüne geçiyor. Yatak aynı zamanda nefes alış verişinizi kontrol edip horlamaya başladığınız zaman yastık tarafını yükselterek soruna çözüm üretiyor.

4-Kérastase Hair Coach Akıllı Fırça: Withings ve L’Oréal ortaklığıyla üretilen akıllı fırça wi-fi bağlantısı ile saç fırçalama alışkanlıklarınızla ilgili bilgileri toplayarak saçınıza daha iyi bakım yapmanızı sağlamayı amaçlıyor. Aynı zamanda üzerinde bir mikrofon da olan ürün, saçınızı fırçalarken çıkan sesleri dinlerken 🙂 sensörler, jiroskop ve ivmeölçer yardımıyla analiz yapıp, saçın durumunu ve taranma şeklini değerlendirip, mobil uygulaması üzerinden kullanıcısına geri bildirim sunuyor. 2017’nin ortasında piyasaya sürülmesi beklenen bu akıllı fırça böylece size saçınızı yanlış tarayıp taramadığınızı söylüyor.

5-CowaRobot R1 Akıllı Valiz: Dünya’nın ilk robotik bavulu olma özelliğine sahip bu akıllı bavul, seyahatlerde kullanıcısının “bavulum nerede?” derdine son vermeyi amaçlıyor. Akıllı telefon ile kontrol edilebilen bu yetenekli bavulu diğer akıllı bavullardan ayıran en önemli özelliği ise, otonom özellikleri sayesinde verilen komutları birebir uygulayıp çevredeki nesne ve engellerin farkına vararak kullanıcısı başarıyla takip edebilmesi.

 

6-Razer Project Valerie & Project Ariana: Razer CES’te oyun severler için oldukça dikkat çekmeyi başaran iki projesini sergiledi. Bunlardan ilki Project Valeri: Dünya’nın ilk 3 ekranlı diz üstü bilgisayarı olma özelliği taşıyan cihaz 3 adet 17.3 inçlik 4K ekrana ve 11520 x 2160 piksellik görüntü kalitesine sahip. Diğer ürün ise Project Ariana: Bulunduğunuz mekanda, örneğin evinizin salonunda yüksek kalite bir oyun deneyimi yaşamak isteyenler için geliştirilmiş 4K kalitesinde bir projeksiyon aracı. Şimdilik sadece bir konsept olarak tanıtılsa da, Razer uygulamayı bu yıl içinde kadar gerçeğe dönüştürmeyi planlıyor. 🙂

7-Intel 360 derece Drone: Intel’in 5G ve sanal gerçeklik alanındaki inovasyonları, dünya ile etkileşimimizi değiştirirken, bu etkileyici sanal gerçeklik teknolojisiyle kendinizi bir anda futbol sahasının içinde bulabilir veya 360 Replay teknolojisiyle o futbol maçını her açıdan izleyebiliriz. Ve son olarak CES 2017’deki Intel basın konferansında ise, dünyada ilke kez “canlı” 360 derece sanal gerçeklik” deneyimi ile izleyicilere bağlantı sağladı. Böylece konferansa katılanlar 360 derecelik bir manzara eşliğinde Las Vegas’ta 2.000 dönümlük bir güneş enerjisi çiftliğinde neredeyse uçmak için hazırlandılar. Bu deneyimi canlı olamasa da, yaşamak isteyenleri aşağıdaki videoya malesef sadece desktop’tan bekliyorum. 🙂 İzlerken mouse’unuzu sağa-sola, yukarı-aşağı hareket ettirmeyi unutmayın!

intel_drone_360_live

Akıllı Ürün İnceleme: Volkswagenim Anahtarlık Uygulaması

Dünya her şeyin birbirine bağlanabildiği Nesnelerin İnterneti devriminde hızla yol alıyor. Artık Nesnelerin İnterneti kavramı, başta teknoloji markaları olmak üzere dijital dönüşüm peşinde olan birçok markanın öncelikli konusu diyebiliriz. connected_carGE’nin tahmini 2020’de Dünya’da 25 Milyar bağlantılı nesne olacağı yönündeyken, Gartner’a göre 2020 yılına geldiğimizde yaklaşık 250 Milyon akıllı arabanın yer alması öngörülüyor. Dünya’da şu an 3,5 Milyar internete bağlı aktif kullanıcı varken, 10 Milyar bağlantılı nesne mevcut ve bu sayının önümüzdeki dönemde katlanarak artması beklenmekte. Çünkü artık günlük yaşantımızda üzerimize giyip veya taktığımız aksesuarlarda, evimizde, arabamızda, şehir içi ulaşımda, sanayide karşımıza nesnelerin interneti kavramı çıkacak. Aslında tüm bu oluşumun tek bir amacı var: Hayatımıza Değer Katmak. Peki bu “Değer Katma” durumu günlük hayatımıza nasıl yer alabilir?

volkswagenim_anahtarlik_11.JPG

Beacon uygulamaları konusunda Türkiye’nin önde gelen girişimlerinden Blesh, geçtiğimiz haftalarda Volkswagen Türkiye’yle birlikte özel bir projeye imza attı. Volkswagen araç sahiplerine yönelik Volkswagenim uygulamasıyla çalışan akıllı anahtarlığı sayesinde, kullanıcılar artık kayıp anahtarlıklarını kolayca bulup hatta anahtarlıklarını bir selfie kumandası olarak ta kullanabiliyorlar.

Geçenlerde detaylı inceleme fırsatı bulduğum ve o günden beri severek kullandığım bu özel Volkswagenim anahtarlığın 3 temel fonksiyonu bulunuyor:

anahtarim-nerede1-Anahtar bulma,

2-Telefon bulma ve

3-Selfie kumandası.

İlk iki özellik, aslında hemen hemen hepimizin başına gelen, araba anahtarını çantada bir türlü bulamama durumunda, akıllı telefonunuz üzerinden anahtarlığınıza sinyal göndermek olarak özetlenebilir. Veya tam tersini düşünün, elinizde arabanızın anahtarlığı varken telefonunuzu bulamama durumunda anahtarlık üzerindeki VW logosuna iki kez bastığınızda, telefonunuzun sesli bir sinyalle size “Ben Burdayım” diyip, yerini göstermesi olarak ta özetlenebilir.

volkswagenim_anahtarlik_22

Ve tabii ki dayanamayıp, anahtarlığın içini açtım! 🙂 Volkswagen’in Türkiye’deki araç sahipleri için sunduğu Volkswagenim mobil uygulamasına eklenen akıllı anahtarlık, baştan sona Blesh tarafından geliştirilen Bluetooth tabanlı bir özellik. Pille çalışan akıllı anahtarlığın batarya doluluk oranı uygulama içinden takip edilebiliyor. Anahtarlığın bir diğer işlevi de pratik bir selfie kumandası olması. Telefonunuzla, anahtarlıktaki Bluetooth mesafesi kadar uzaktayken, selfie çekebilmenize olanak sağlıyor. Bunun için telefonu bir noktaya sabitleyip, örneğin grup halinde bir fotoğraf için telefonun birkaç metre karşısına geçerek, anahtarlık üzerindeki logoya basmak yeterli oluyor. Uygulamanın kullanımına yönelik detayları aşağıdaki videodan da izleyebilirsiniz. Eğer “benim de olsun” diyorsanız, Volkswagen Shop üzerinden bu özel anahtarlığı hemen satın alabilirsiniz.

Giyilebilir Teknolojilerle, İçilebilir Reklamlarla Hoşgeldin 4,5G!

connected_consumer_gps

Son günlerin en merak edilen konularından biri 4,5G’nin hayatımıza nasıl etki edeceği. Dünya’da 7 Milyar insan varken ve önümüzdeki 4 sene içinde ise yaklaşık 50 Milyar akıllı cihaz olması beklenirken, mevcut mobil internet hızının yaklaşık 10 katına sahip 4,5G’li yeni dünyayı aslında 3 ana başlıkta özetlemek mümkün:

  1. Daha geniş kapsama alanı
  2. Daha yüksek hız
  3. Gerçek zamanlı dediğimiz “kesintisiz” internet.

Durum böyle olunca, günlük yaşantımızda elimizden düşürmediğimiz akıllı telefonlarımız başta olmak üzere, tüm mobil cihazlarımız artık neredeyse hayatımızın birer “uzaktan kumandası” olacak diyebiliriz. 🙂 Peki bu uzaktan kumandalar tam olarak ne işe yarayacaklar?

Nesnelerin İnterneti kavramıyla ön plana çıkan sensör teknolojisi sayesinde, pek çok raporda yer alan 50 milyar cihaz bizle konuşmaya başlayacak. Mesela, bir akıllı eldiven düşünün ki, içindeki çipler sayesinde fabrikada voltaj ölçümünü anlık olarak raporlayabilecek. Ya da bir ayakkabı düşünün ki, içindeki çipler sayesinde ulaşmak istediğiniz lokasyona giderken eğer yolu şaşırırsanız sizi titreyerek uyacak ve yeni rotanızı cep telefonunuz aracılığıyla size sunacak.

smart_shoes_gps 

Aslında bu gibi bir uygulamayı her an yanımızdaki bir özel asistan gibi düşünebilirsiniz. Öyle bir asistan ki, sizi sizden daha proaktif düşünebilecek. Siz toplantıdayken eğer eve dönüş yolunuzda trafik yoğunluğu başladıysa sizi akıllı saatiniz üzerinden uyarabilecek veya özel bir rahatsızlığınız varsa kan basıncınıza paralel ilgili bulguları da size, sevdiklerinize veya doktorunuza anlık raporlayabilecek. Bu uygulamaları mevcut 3G’yle de gerçekleştirebilirken, 4,5G’yle daha hızlı ve daha kesintisiz iletişim sağlayabileceğiz.

Özetle, giderek daha akıllı ve daha kaliteli bir yaşam için gerekli tüm kurgu artık giyilebilir cihazlar ve cep telefonlarımız üzerinden bize sunulacak. Peki ya markalar açısından bu kurgu nasıl ele alınacak?

4,5G’nin hayatımıza girmesiyle artık o aradığımız en yakın restoranı, sağlığımızla ilgili merak ettiğimiz sorunun cevabını veya sosyal medyada beğendiğimiz paylaşımları çok daha hızlı bir şekilde bulabileceğiz. Ve giderek daha fazla video izleyeceğiz. 🙂

online_video_growth.gif

Medya tüketimine yönelik yapılan araştırmalarda özellikle önümüzdeki 2 yılda ciddi bir online video tüketimi analiz edilmekte. Sosyal medyanın en çok mobilden tüketildiği ve videoların büyük ölçüde mobil cihazlardan izlendiği medyada, mobil teknolojilerin payı giderek artacak. Geleneksel medya elbette yok olmayacak ama gelişen yeni nesil iletişim teknolojileri, gerçek zamanlı internet ve evrimleşen ekranlar sayesinde medya tüketim alışkanlıklarımız ciddi oranda etkilenecek. Bu etkileşimde başrolde ise, online ve offline dünyanın yakınsaması yer alacak.
online-sales-convergence

Durum böyle olunca fiziksel olarak çevremizde bulunan, günlük yaşamda sıkça kullandığımız nesneler ya da Tv, Radio gibi geleneksel medya kanalları mevcut internet hızının yaklaşık 10 katına yakın internet bağlantıları sayesinde mobil cihazlarla birlikte, bizi şaşırtacak ve etkileyecek müşteri deneyimleri sunacaklar. 🙂 Böylece iletişim kültürümüz de bu değişimden büyük ölçüde etkilenecek ve artık online ve offline mecraların bir arada müşterilere bütünsel servisler sunduğu, çok daha hızlı yeni medya araçlarıyla bilgi edinir ve paylaşabilir duruma geleceğiz. Bu yeni nesil 360 derece medya deneyimi özetleyen en iyi reklam kurgusu olarak Coca Cola’dan Coke Zero İçilebilir Reklam ve giyilebilir teknolojilerin sağlık alanında ne gibi katkılar sağlayabileceğini sunan Apple ResearchKit videolarını özellikle paylaşmak isterim.

Giyilebilir teknolojiler ve içilebilir reklamlarla, hoşgeldin yeni nesil internet, hoşgeldin 4,5G ! 🙂

Nesnelerin İnterneti Artık Nesnelerin Ticareti

iot_retail_1

Dünya her şeyin birbirine bağlanabildiği Nesnelerin İnterneti devriminde hızla yol alıyor. Artık Nesnelerin İnterneti kavramı, başta teknoloji markaları olmak üzere dijital dönüşüm peşinde olan birçok markanın öncelikli konusu diyebiliriz. GE’nin tahmini 2020’de 50 milyar cihazın internete bağlanacağı yönündeyken, Ocak ayında düzenlenen Dünya Ekonomi Forumu’nda yayınlanan Accenture raporunda ise, endüstriyel internetin 2030 yılında küresel ekonomiye 14 trilyon dolar ekleyebileceği belirtiliyor. Peki bu büyümeye giden yolda, endüstriyel internet kavramı, hayatımızda nasıl yer alacak?

Hatırlayalım, bundan yaklaşık iki yıl kadar önce telefondan evin termostatını programlamak ya da aydınlatmaları yönetmek gibi yakın çevremizdeki nesneleri kontrol etmek, akıllılaşan hayatımızda  oldukça “yeterli”ydi . Ama artık kontrol etmenin yetmemeye başladığı bir döneme girmiş bulunuyoruz.

Nesnelerin İnterneti bugün sigorta, otomotiv, kozmetik, perakende, sağlık, spor gibi birbirinden farklı sektörlere akıllı cihazlar sayesinde damgasını vurmuşken, artık bu yeni dönemde hayatımızda daha fazla yer alamaya başlıyor ve yeni bir kavramı da beraberinde getiriyor: Nesnelerin Ticareti.

10 mobile commerce 03

Nesnelerin İnterneti, yetenekli cihazların çoğalması ile birlikte aynı zamanda mobil ödeme hizmetlerinin de olgunlaşmaya başlamasını sağladı diyebiliriz. Hem güvenli, hem kolay alternatif ödeme kanalları aslında akıllı telefonlar aracılığı ile çeşitli dijital cüzdan çözümleri ya da ödeme sistemleri ile paramızı yönetmemizi sağlarken, artık günümüzde temasta olduğumuz “bağlantılı” (connected) cihazlara da mobil ödeme teknolojileri (NFC) entegre ederek onları da birer ödeme kanalına döndürebiliyoruz. Böylece Nesnelerin Ticareti hayatımıza girmiş oluyor.

iot_commerce_2

Groceries-AppDünya’da bu yeni kavramın başlıca örnekleri, son olarak geçtiğimiz ay düzenlenen GSMA Dünya Mobil Kongre‘sinde farklı tanıtıldı. Mastercard, bu alanda diğer markalara da öncülük ederek akıllı yüzük, akıllı anahtar ve akıllı buzdolabı gibi uygulamalarıyla, günlük hayata bambaşka bir boyut getirerek dijital dönüşümde “cihazlar arası ticareti” gerçekleştirdi. Bunun ilk örneklerinden Samsung işbirliği ile buzdolabına özel geliştirilen,  Mastercard Groceries uygulaması sayesinde, artık mutfak alışverişini gerçekleştirmek buzdolabı üzerinden mümkün hale geldi. Ben buna internetten verilen sipariş veya Amazon Dash gibi uygulamalardan sonra kendimce Mutfak 4.0 demek istiyorum. 🙂

Artık temassız teknolojilerle cihazlar üzerinden daha hızlı işlem yapabilmenin, akıllı bileklikle market alışverişini tek dokunuşla gerçekleştirebilmenin veya giyilebilir aksesuarla metro turnikesinden geçiş yapabilmenin mümkün olduğu bir dünyadayız. Özetle, yakın gelecekte Nesnelerin Ticareti, E-ticaret sektörüne yeni bir soluk getireceğe benziyor, ne dersiniz? 🙂

Moda ve Kozmetik Dünyasında “Akıllı” Trendler

Dünyanın en büyük teknoloji fuarı olan ve aynı zamanda bir teknoloji karnavalı olarak ifade edilen Consumer Electronics Show (CES) 2016 sona erdi. CES 2016’da bu yıl 3 binden fazla irili ufaklı şirket ve tüketicilerin dikkatini çekmek için geliştirdikleri yeni ürünleri stantlarında sergilerken aynı zamanda akıllı otomobillerden dijital evlere, nesnelerin interneti ve insansız hava araçlarına kadar pek çok yıkıcı teknolojileri de ( Disruptive Technologies ) sunarak, yeni nesil teknolojilerde yaşanacak yeniliklerin ipuçlarını da verdi diyebiliriz. Yeni ürünlerin arasında günlük hayatı kolaylaştıran modeller de yer alırken, özellikle moda ve kozmetik sektörünün geleceğine ciddi anlamda yön verecek özel cihazlar da teknoloji tutkunlarıyla buluştular. Bu yeni nesil ürünlere aslında cihaz demek pek te kolay olmuyor. 🙂 Neden mi? Hep beraber inceleyelim.

samsung_wearables_humanfit_ces2016

İlk olarak Samsung’u ele alalım. Giyilebilir teknolojilerde Samsung bu yıl CES 2016’da pek çok farklı ürününü tanıttı. Özellikle NFC teknolojisini içinde sakladığı akıllı takım elbise modelleri, güneş enerjisiyle şarj olan çantaları ve günlük aktiviteleri ölçüp kullanıcılarına sağlıklı yaşam tavsiyeleri sunan akıllı kemerleri oldukça ilgi çekti.

Sağlıklı yaşamdan bahsetmişken, kozmetik sektörü devi L’Oréal ise, “Çok Güneşte Kalınca Uyarı Veren Cilt Bandı” ile bu sene giyilebilir teknolojiler alanına giriş yaptı. Ürün, saat veya herhangi bir tür takı değil. İrlandalı mühendislik firması olan PCH ile birlikte geliştirilen band, vücuda yapıştırılıyor ve UV ışınına maruz kalma oranını ölçüyor. 

loreal_wearables_my_uv_patch_ces2016

Adı “My UV Patch” olan band, 2,5 cm. çapı ile oldukça küçük esneyen bir sensör. Işına maruz kalan bölgeye 5 güne kadar yapıştırılabiliyor. Akıllı telefonunuzu sensör ile eşleştirdiğinizde, UV ışınına ne kadar maruz kaldığı gözlemlenebiliniyor. Böylece güneş altında özellikle çocukların ne kadar süre kalmaları gerektiğine yönelik oldukça etkin bir ürün olarak, sağlık alanında ailelerin önemli bir ihtiyacına cevap olabileceği de söylenebilir. Konu güzellik olunca, ölçülebilirlik te bu alanda teknolojiyle fark yaratan bir hal aldı artık. Swarovski de, bu alana öncülük etmeye devam ediyor. Geçen seneden bu yana akıllı aksesuar çalışmalarına hız kesmeden devam eden marka, hem Huawei hem de Misfit Shine ile bir işbirliğine girerek farklı temalardaki yeni nesil akıllı aksesuarlarını bu yıl fuarda teknoloji ve moda tutkunlarına sergiledi.

swarovski_activity_tracking_jewelerry_ces2016

Fuarda sağlıklı yaşam ve günlük aktiviteler alanında fark yaratan bir diğer marka da ünlü spor giyim firması New Balance oldu. Intel ile akıllı saat hazırladıklarını bildiren New Balance ayrıca Mayıs 2016’da Intel‘in RealSense teknolojisini kullanarak geliştirdiği ayakkabısını da satışa sunacaklarını paylaştı.Ayakkabının ilk satışa çıkacağı mağaza ise Boston’da bulunacakmış. Bu özel koşu ayakkabısı ve akıllı saat ile kullanıcılar spor esnasındaki performanslarının tüm detaylarına ulaşabilecekler. Android Wear tabanlı olacak olan akıllı saatin ise gelecek Kasım 2016’da satışa sunulması bekleniyor.

intel_wearables_newbalance_ces2016

Intel’in giyilebilir teknolojiler alanında yaptığı yatırımlarından bir diğeri ise Daqri‘nin yeni nesil sanal gerçeklik kaskı. İki firmanın da kendi alanlarında yıllardır yaptığı çalışmaların sonucunda; Daqri’nin geliştirdiği tracking (obje takip) sistemi ile Intel Real Sense teknolojisi birleşince bu kask için şu an piyasadaki tam anlamıyla profesyonel kullanımda en güçlü teknoloji diyebiliriz. Intel tarafından geliştirilen “perceptual computing” desteği ile sahada kullanılmaya başlandığında hızlı bir şekilde süreçleri öğrenip, kendini geliştirmeye başlayacak bir sisteme sahip olan kask giyilebilir teknolojiler alanında ciddi anlamda rakiplerine göre fark yaratacağa benziyor.

Detaylarını aşağıdaki videodan da izleyebileceğiniz bu akıllı kask, şimdilik sadece saha kullanımlarına özel tasarlanmış durumda olsa da, bireysel kullanıma sunulduğunda bu kaskla kayak yapmak şu an hayallerimden biri diyebilirim! 🙂

Blog at WordPress.com.

Up ↑

%d bloggers like this: